SAĞLIKTA TAŞERON ÇALIŞTIRMAYI DURDURDUK!..
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yıllardır taşeron şirketler aracılığıyla çalıştırılan 1200 sağlık çalışanı 13 Ocak 2010 tarihi itibariyle Çalışma Bakanlığı kararıyla asıl işveren olan hastanenin işçisi olarak tescil edildi!
Taşeronlaştırma ve özelleştirmeye karşı oldukça önemli olan bu kazanımı kamuoyuyla paylaşmak üzere DİSK Genel Merkezi’nde DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, DİSK Yönetim Kurulu üyeleri ve DİSK/Dev Sağlık-İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun katıldığı bir basın açıklaması yapıldı.
Çelebi basın toplantısında “Sağlık alanında yıllardır emeği ve kimliği yok sayılan, haksız ve hukuksuz bir biçimde güvencesiz çalıştırılan, sendikasız ve sahipsiz bırakılmak istenen taşeron sağlık emekçileri, tüm baskılara, tehditlere ve işten çıkarmalara rağmen örgütlendi, sendikalı oldu.
Sağlık çalışanları, insan sağlığı gibi en temel yaşamsal hizmetlerden birisi olan sağlık hizmetini veriyor ve 24 saat hizmet verilen hastanelerimizde yıllardır kesintisiz olarak hastane yönetimlerine bağlı olarak çalışıyorlar.
Taşeron sağlık emekçilerinin asıl işvereni, ve muhatabı yasal olarak da, yapılan işin doğal akışı gereğince de hastane yönetimleridir, üniversite yönetimleridir, Sağlık Bakanlığı’dır.
Taşeron şirketler aracılığıyla çalıştırılan, kağıt üzerinde yılda bir, bazen üç veya altı ayda bir yapılan girdi-çıktılarla hakları gasp edilen, emeği yok sayılan taşeron sağlık çalışanları, hastanelerde ürettikleri sağlık hizmetinin bir parçasıdır.
Hastanelerde aynı servislerde çalıştıkları, aynı işi yaptıkları, aynı okullardan mezun oldukları kadrolu arkadaşları gibi onlar da sağlık çalışanıdır ve çalıştıkları hastanenin işçileridirler.
Sendikal örgütlenme ve mücadelelerinden aldıkları güçle, kazanımlarını Dev Sağlık-İş öncülüğünde hukuksal boyutlara da taşıyan emekçiler, bulundukları tüm hastanelerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurarak, yaptıkları işin ve buna bağlı olarak işverenlerinin tespit edilmesini istediler.
Bakanlık, müfettişleri aracılığıyla incelemelerini yaptı ve Çukurova Üniversitesi’nin ve Balcalı Hastanesi’nin taşeron çalışanlarının başından itibaren asıl işveren olan hastanelerin işçileri olduğunu tespit etti.
Taşeronlaştırmaya karşı ve özelleştirmel politikalarına karşı bu önemli kazanımı elde eden Dev Sağlık-İş’i ve örgütlü mücadeleye yeni deneyimler kazandıran Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Balcalı Hastanesi işçilerini yürekten kutluyor; her zaman yanlarında olduğumuzu bilmelerini istiyoruz.” dedi.
DİSK/Dev Sağlık-İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise şu açıklamayı yaptı:
Yıllardır “İnsan İhaleyle Çalıştırılmaz, Sağlıkta Taşeron Olmaz” diyerek taşeron çalıştırmanın yasaklanması talebiyle güvenceli iş, güvenceli gelecek mücadelesi veriyoruz.
Sağlık ve sosyal hizmetler alanında özellikle son yıllarda uygulanan politikalarla hizmetin önemli bir bölümü taşeron şirketler aracılığı ile istihdam edilen çalışanlar aracılığı ile yürütülmektedir. Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde hemşire, radyoloji teknisyeni, laborant, tıbbi sekreter, hastabakıcı vb. resmi rakamlarla 118 bin sağlık emekçisi yapılan ihalelerle taşeron şirketler aracılığı ile çalıştırılmaktadır. Bu rakama üniversite hastaneleri de eklendiğinde kamu sağlık kurumlarında çalışan taşeron sağlık işçisi sayısı 150 bine yaklaşmaktadır.
Sağlıkta taşeron çalıştırma esas olarak iki temel sonuç ortaya çıkarmaktadır:
Birincisi, bir ekip hizmeti olan süreklilik, bütünlük ve istikrarın esas olduğu sağlık hizmetinin bölünüp parçalanarak taşeron şirketler eliyle gördürülmesi sağlık hizmetinin doğasına aykırı olup niteliğini olumsuz etkilemektedir. Hastanelerde son dönemlerde yaşadığımız bebek ölümleri, Bursa’daki hastane yangını ve işten çıkarmalar gibi örneklerle kamuoyunun dikkatini çeken sağlıkta taşeronlaştırmadan kaynaklı can yakıcı sonuçlar bu örneklerden ibaret değildir. Sağlık hizmetinin her anı ve aşaması, poliklinikten ameliyathanesine, radyoloji biriminden laboratuarına kadar; hekimi hemşiresi laborantı hastabakıcısı temizlik görevlisi ile bir ekip hizmeti olarak sürdürülmeli, hizmet içi eğitimleri olmalı, kalıcı ve güvenceli bir çalışma ortamı sağlanmalıdır. Bunun tam tersi bir tabloya yol açan sağlıkta taşeron çalıştırma halkın aldığı sağlık hizmetinin niteliğini ve güvenilirliğini önemli ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Ortaya çıkan bu tablodan sorumlu olmayan tek kesim, taşeron şirketler aracılığıyla çalışmak zorunda bırakılan sağlık emekçileridir.
İkincisi, taşeron çalıştırma, sağlık emekçilerinin başta iş güvencesi olmak üzere kıdem tazminatı, yıllık izinler, fazla mesailer gibi kazanılmış tüm haklarını ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.
Sağlık alanında yıllardır emeği ve kimliği yok sayılan, haksız ve hukuksuz bir biçimde güvencesiz çalıştırılan, sendikasız ve sahipsiz bırakılmak istenen taşeron sağlık emekçileri tüm baskılara, tehditlere ve işten çıkarmalara rağmen örgütlendi, sendikalı oldu.
“Taşeronu sağlıktan süpüreceğiz” diyerek hastanelerde, kent merkezlerinde, Ankara sokaklarında ve en son da 7 Kasım’da TBMM önünde talebini haykırdı. Ardından “Taşeron Çalıştırma Yasaklanmalıdır” talebini ve hukuksal dayanaklarımızı içeren dosyamızı TBMM’ne sunduk.
Hastanelerimizde yüzbinlerce sağlık emekçisini en düşük ücretlerle ve tüm haklarını ortadan kaldırarak çalıştırmak bir yöneticilik başarısı olmadığı gibi; sağlık emekçilerine ve yurttaşlarımıza karşı vicdansız ve adaletsiz bir tutumun simgesidir!
En temel yaşamsal hizmetlerden birisi olan sağlık hizmetinin bir parçası olan taşeron sağlık emekçileri 24 saat hizmet verilen hastanelerimizde yıllardır kesintisiz olarak çalışıyor. Taşeron şirketler gelip gidiyor, kağıt üzerinde girdi çıktılar yapılıyor. Çoğu kez çalışanların haberi bile olmadan farklı şirketler üzerinden çalışıyor gösteriliyor. Biz, kağıt üzerinde yılda bir bazen üç-altı ayda bir yapılan girdi-çıktılarla hakları gasp edilen, emeği yok sayılan taşeron sağlık işçileri tıpkı aynı servislerde çalışan, aynı işi yapan, aynı okullardan mezun olan kadrolu çalışanlar gibi sağlık hizmetinin bir parçasıdır ve sağlık çalışanıdır dedik. Taşeron işçilerin işvereni ve muhatabı yasal olarak da, yapılan işin doğal akışı gereğince de hastane yönetimleridir, Üniversite yönetimleridir, Sağlık Bakanlığı’dır dedik.
Fiili ve meşru temelde yürüttüğümüz sendikal mücadelemizden aldığımız güçle kazanımlarımızı hukuksal girişimlere taşıdık. Örgütlü bulunduğumuz tüm hastanelerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurarak yapılan işin ve buna bağlı olarak işverenin tespit edilmesini istedik.
Bakanlık, müfettişleri aracılığıyla incelemelerini yaptı ve taşeron şirketler aracılığıyla istihdam edilenlerin sağlık çalışanı olduğunu, yapılan ihalelerin muvazaalı (hileli) olduğunu ve işçilerin başından itibaren asıl işveren olan hastanelerin işçileri olduğunu tespit etti. Yani, bu ülkenin çalışma yaşamını düzenleyen en üst kurum olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bizlerin yıllardır söylediğimiz gerçekleri belgeledi. Bizim yıllardır söylediğimiz ve üzerinde adım adım yürüdüğümüz doğruları tespit etti.
İstanbul Üniversitesi’ne bağlı İstanbul Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Kardiyoloji Enstitüsü ve DETAM’da “personel hizmet alım projesi kapsamında çalışan işçiler ile ihaleyi alan şirketler arasında işçi-işveren ilişkisinin bulunmadığı, yapılan uygulamanın muvazaalı bir işleme dayandığı ve bu işçilerin başlangıçtan itibaren asıl işverenin(İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü) işçileri sayılarak işlem görmesi gerektiği” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’nün 13 Mart 2009 tarihli raporuyla belgelenmiştir.
Aynı şekilde Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne ilişkin olarak, Bakanlığın
20 Mart 2009 tarihli raporunda, “burada alt işveren işçileri iki işverene karşı sorumludur. Bunlardan birincisi, görünürdeki işveren olan İrem Tıp ve İlmero ortaklığı ( işçilerin sigorta girişlerinin yapılması, e- bildirgeler, işe giriş ve çıkış bildirimleri, ücret bordroları tanzimi…gibi işlemleri yapar) asıl işveren ise emir ve talimat veren, işe alan ve işten çıkartan, ücretleri belirleyen kurumdur. Dolayısıyla işyerinde muvazaa söz konusudur” kararı bildirilmiştir. Ayrıca Uludağ Üniversitesi Hastanesi’nde sendikal nedenle işten çıkartılan üyemiz Yüksel Alkan hakkındaki Yargıtay kararı da bu durumu pekiştiren bir yargı kararıdır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2009/3210 karar no ile “ davanın işveren sıfatı bulunmayan İlmero şirketi yönünden REDDİNE, ve davacının Üniversiteye ait Hastane işyerindeki İŞE İADESİ’ne karar vermiştir.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çalışmakta olan 1200 taşeron sağlık işçisi hakkında da Bakanlık ikinci kez muvazaa tespit ederek, 1200 işçinin başından itibaren asıl işverenin işçisi olduklarını karara bağlamıştır. Kesinleşen söz konusu kararın uygulanması yönünde Bakanlık nezdindeki başvurularımız sonucunda, ÇSBB Çalışma Genel Müdürlüğü’nün talimatıyla 13 Ocak 2010 tarihi itibariyle Ç.Ü. Tıp Fakültesi Hastanesi taşeron sağlık çalışanlarının şirket ile ilişkisi ortadan kaldırılmış, işçilerin tamamının üniversitenin 6498.01 numaralı dosya ile tescil işlemleri yapılmıştır. Tüm bu kararlar ve uygulamalar taşeron çalıştırmaya karşı elde edilmiş çok önemli kazanımlardır. Sendikalı olamaz denilen taşeron sağlık emekçilerinin örgütlenmesinin ve mücadelenin kazanımlarıdır.
BU DURUM TAŞERON SİSTEMİNİN HUKUSAL VE İDARİ İFLASIDIR!
Bebek ölümleri, hastane yangınları gibi sonuçlar taşeron sisteminin insani ve vicdanı açıdan iflası iken, bu durum taşeron sisteminin hukuksal ve idari iflasıdır.
Bu sistemi çeşitli biçimlerde devam ettirmeye çalışmak artık suç işlemektir. Yıllardır bu suç işleniyor. Bu yanlıştan hızla dönülmelidir; hukuka, insanlığa, emeğe karşı suç işlemekten vazgeçilmelidir. Bu sistemde ısrar etmek, yasanın şurasından burasından dolaşacağım demek; bebek ölümlerine devam edeceğim, hastane yangınlarına, salgınlara olasılığına göz yumacağım demek olacaktır. Sağlık emekçilerinin emeğini ihale masalarında pazarlamayı, kıdem tazminatsız, yıllık izinsiz çalıştırarak insanların geleceğini yok etmeyi marifet olarak görmek olacaktır.
Bizler, haklılığımıza olan inancımızla, insan olmanın ve bir sağlıkçı olmanın sorumluluğuyla 150 bin taşeron sağlık emekçisi ve bu ülkede sağlık hakkını savunan herkesle birlikte karşınıza dikileceğiz.
Alnımızın teriyle çalışıyoruz, kimseden sadaka istemiyoruz!
Hakkımız olanı istiyoruz!
Eşitlik İstiyoruz!
İnsanca çalışmak, İnsanca Yaşamak İstiyoruz!
Üretenlerin yöneten olacağı bir ülke ve bir dünyaya olan inancımızla bu onurlu yolda yürümeye devam edeceğiz!