e-Mail Grubu

Banner 4

Banner 3

Banner 2

Başlık SAĞLIKTA TAŞERON ÇALIŞTIRMAYI DURDURDUK!..

SAĞLIKTA TAŞERON ÇALIŞTIRMAYI DURDURDUK!..

 

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yıllardır taşeron şirketler aracılığıyla çalıştırılan 1200 sağlık çalışanı 13 Ocak 2010 tarihi itibariyle Çalışma Bakanlığı kararıyla asıl işveren olan hastanenin işçisi olarak tescil edildi!

 

Taşeronlaştırma ve özelleştirmeye karşı oldukça önemli olan bu kazanımı kamuoyuyla paylaşmak üzere DİSK Genel Merkezi’nde DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, DİSK Yönetim Kurulu üyeleri ve DİSK/Dev Sağlık-İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun katıldığı bir basın açıklaması yapıldı.

  

 

Çelebi basın toplantısında “Sağlık alanında yıllardır emeği ve kimliği yok sayılan, haksız ve hukuksuz bir biçimde güvencesiz çalıştırılan, sendikasız ve sahipsiz bırakılmak istenen taşeron sağlık emekçileri, tüm baskılara, tehditlere ve işten çıkarmalara rağmen örgütlendi, sendikalı oldu.

 

Sağlık çalışanları, insan sağlığı gibi en temel yaşamsal hizmetlerden birisi olan sağlık hizmetini veriyor ve 24 saat hizmet verilen hastanelerimizde yıllardır kesintisiz olarak hastane yönetimlerine bağlı olarak çalışıyorlar.

 

Taşeron sağlık emekçilerinin asıl işvereni, ve muhatabı yasal olarak da, yapılan işin doğal akışı gereğince de hastane yönetimleridir, üniversite yönetimleridir, Sağlık Bakanlığı’dır.

 

Taşeron şirketler aracılığıyla çalıştırılan, kağıt üzerinde yılda bir, bazen üç veya altı ayda bir yapılan girdi-çıktılarla hakları gasp edilen, emeği yok sayılan taşeron sağlık çalışanları, hastanelerde ürettikleri sağlık hizmetinin bir parçasıdır.

 

Hastanelerde aynı servislerde çalıştıkları, aynı işi yaptıkları, aynı okullardan mezun oldukları kadrolu arkadaşları gibi onlar da sağlık çalışanıdır ve çalıştıkları hastanenin işçileridirler.

 

Sendikal örgütlenme ve mücadelelerinden aldıkları güçle, kazanımlarını Dev Sağlık-İş öncülüğünde hukuksal boyutlara da taşıyan emekçiler, bulundukları tüm hastanelerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurarak, yaptıkları işin ve buna bağlı olarak işverenlerinin tespit edilmesini istediler.

 

Bakanlık, müfettişleri aracılığıyla incelemelerini yaptı ve Çukurova Üniversitesi’nin ve Balcalı Hastanesi’nin taşeron çalışanlarının başından itibaren asıl işveren olan hastanelerin işçileri olduğunu tespit etti.

 

Taşeronlaştırmaya karşı ve özelleştirmel politikalarına karşı bu önemli kazanımı elde eden Dev Sağlık-İş’i ve örgütlü mücadeleye yeni deneyimler kazandıran Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Balcalı Hastanesi işçilerini yürekten kutluyor; her zaman yanlarında olduğumuzu bilmelerini istiyoruz.” dedi.

 

DİSK/Dev Sağlık-İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise şu açıklamayı yaptı:

 

Yıllardır “İnsan İhaleyle Çalıştırılmaz, Sağlıkta Taşeron Olmaz” diyerek taşeron çalıştırmanın yasaklanması talebiyle güvenceli iş, güvenceli gelecek mücadelesi veriyoruz. 

 

Sağlık ve sosyal hizmetler alanında özellikle son yıllarda uygulanan politikalarla hizmetin önemli bir bölümü taşeron şirketler aracılığı ile istihdam edilen çalışanlar aracılığı ile yürütülmektedir. Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde hemşire, radyoloji teknisyeni, laborant, tıbbi sekreter, hastabakıcı vb. resmi rakamlarla 118 bin sağlık emekçisi yapılan ihalelerle taşeron şirketler aracılığı ile çalıştırılmaktadır. Bu rakama üniversite hastaneleri de eklendiğinde kamu sağlık kurumlarında çalışan taşeron sağlık işçisi sayısı 150 bine yaklaşmaktadır.

 

Sağlıkta taşeron çalıştırma esas olarak iki temel sonuç ortaya çıkarmaktadır:

 

Birincisi, bir ekip hizmeti olan süreklilik, bütünlük ve istikrarın esas olduğu sağlık hizmetinin bölünüp parçalanarak taşeron şirketler eliyle gördürülmesi sağlık hizmetinin doğasına aykırı olup niteliğini olumsuz etkilemektedir. Hastanelerde son dönemlerde yaşadığımız bebek ölümleri, Bursa’daki hastane yangını ve işten çıkarmalar gibi örneklerle kamuoyunun dikkatini çeken sağlıkta taşeronlaştırmadan kaynaklı can yakıcı sonuçlar bu örneklerden ibaret değildir. Sağlık hizmetinin her anı ve aşaması, poliklinikten ameliyathanesine, radyoloji biriminden laboratuarına kadar; hekimi hemşiresi laborantı hastabakıcısı temizlik görevlisi ile bir ekip hizmeti olarak sürdürülmeli, hizmet içi eğitimleri olmalı, kalıcı ve güvenceli bir çalışma ortamı sağlanmalıdır. Bunun tam tersi bir tabloya yol açan sağlıkta taşeron çalıştırma halkın aldığı sağlık hizmetinin niteliğini ve güvenilirliğini önemli ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Ortaya çıkan bu tablodan sorumlu olmayan tek kesim, taşeron şirketler aracılığıyla çalışmak zorunda bırakılan sağlık emekçileridir.

 

İkincisi, taşeron çalıştırma, sağlık emekçilerinin başta iş güvencesi olmak üzere kıdem tazminatı, yıllık izinler, fazla mesailer gibi kazanılmış tüm haklarını ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.

 

Sağlık alanında yıllardır emeği ve kimliği yok sayılan, haksız ve hukuksuz bir biçimde güvencesiz çalıştırılan, sendikasız ve sahipsiz bırakılmak istenen taşeron sağlık emekçileri tüm baskılara, tehditlere ve işten çıkarmalara rağmen örgütlendi, sendikalı oldu.

 

“Taşeronu sağlıktan süpüreceğiz” diyerek hastanelerde, kent merkezlerinde, Ankara sokaklarında ve en son da 7 Kasım’da TBMM önünde talebini haykırdı. Ardından “Taşeron Çalıştırma Yasaklanmalıdır” talebini ve hukuksal dayanaklarımızı içeren dosyamızı TBMM’ne sunduk.

 

Hastanelerimizde yüzbinlerce sağlık emekçisini en düşük ücretlerle ve tüm haklarını ortadan kaldırarak çalıştırmak bir yöneticilik başarısı olmadığı gibi; sağlık emekçilerine ve yurttaşlarımıza  karşı vicdansız  ve adaletsiz bir tutumun simgesidir!

 

En temel yaşamsal hizmetlerden birisi olan sağlık hizmetinin bir parçası olan taşeron sağlık emekçileri 24 saat hizmet verilen hastanelerimizde yıllardır kesintisiz olarak çalışıyor. Taşeron şirketler gelip gidiyor, kağıt üzerinde girdi çıktılar yapılıyor. Çoğu kez çalışanların haberi bile olmadan farklı şirketler üzerinden çalışıyor gösteriliyor. Biz, kağıt üzerinde yılda bir bazen üç-altı ayda bir yapılan girdi-çıktılarla hakları gasp edilen, emeği yok sayılan taşeron sağlık işçileri tıpkı aynı servislerde çalışan, aynı işi yapan, aynı okullardan mezun olan kadrolu çalışanlar gibi sağlık hizmetinin bir parçasıdır ve sağlık çalışanıdır dedik. Taşeron işçilerin işvereni ve muhatabı yasal olarak da, yapılan işin doğal akışı gereğince de hastane yönetimleridir, Üniversite yönetimleridir, Sağlık Bakanlığı’dır dedik.

 

Fiili ve meşru temelde yürüttüğümüz sendikal mücadelemizden aldığımız güçle kazanımlarımızı hukuksal girişimlere taşıdık. Örgütlü bulunduğumuz tüm hastanelerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurarak yapılan işin ve buna bağlı olarak işverenin tespit edilmesini istedik.

 

Bakanlık, müfettişleri aracılığıyla incelemelerini yaptı ve taşeron şirketler aracılığıyla istihdam edilenlerin sağlık çalışanı olduğunu, yapılan ihalelerin muvazaalı (hileli) olduğunu ve işçilerin başından itibaren asıl işveren olan hastanelerin işçileri olduğunu tespit etti. Yani, bu ülkenin çalışma yaşamını düzenleyen en üst kurum olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bizlerin yıllardır söylediğimiz gerçekleri belgeledi. Bizim yıllardır söylediğimiz ve üzerinde adım adım yürüdüğümüz doğruları tespit etti.

 

İstanbul Üniversitesi’ne bağlı İstanbul Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Kardiyoloji Enstitüsü ve DETAM’da “personel hizmet alım projesi kapsamında çalışan işçiler ile ihaleyi alan şirketler arasında işçi-işveren ilişkisinin bulunmadığı, yapılan uygulamanın muvazaalı bir işleme dayandığı ve bu işçilerin başlangıçtan itibaren asıl işverenin(İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü) işçileri sayılarak işlem görmesi gerektiği” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’nün 13 Mart 2009 tarihli raporuyla belgelenmiştir.

 

Aynı şekilde Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne ilişkin olarak, Bakanlığın

20 Mart 2009 tarihli raporunda, “burada alt işveren işçileri iki işverene karşı sorumludur. Bunlardan birincisi, görünürdeki işveren olan İrem Tıp ve İlmero ortaklığı ( işçilerin sigorta girişlerinin yapılması, e- bildirgeler, işe giriş ve çıkış bildirimleri, ücret bordroları tanzimi…gibi işlemleri yapar) asıl işveren ise emir ve talimat veren, işe alan ve işten çıkartan, ücretleri belirleyen kurumdur. Dolayısıyla işyerinde muvazaa söz konusudur  kararı bildirilmiştir. Ayrıca Uludağ Üniversitesi Hastanesi’nde sendikal nedenle işten çıkartılan üyemiz Yüksel Alkan hakkındaki Yargıtay kararı da bu durumu pekiştiren bir yargı kararıdır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2009/3210 karar no ile “ davanın işveren sıfatı bulunmayan İlmero şirketi yönünden REDDİNE, ve davacının Üniversiteye ait Hastane işyerindeki İŞE İADESİ’ne karar vermiştir. 

 

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çalışmakta olan 1200 taşeron sağlık işçisi hakkında da Bakanlık ikinci kez muvazaa tespit ederek, 1200 işçinin başından itibaren asıl işverenin işçisi olduklarını karara bağlamıştır. Kesinleşen söz konusu kararın uygulanması yönünde Bakanlık nezdindeki başvurularımız sonucunda, ÇSBB Çalışma Genel Müdürlüğü’nün talimatıyla 13 Ocak 2010 tarihi itibariyle Ç.Ü. Tıp Fakültesi Hastanesi taşeron sağlık çalışanlarının şirket ile ilişkisi ortadan kaldırılmış, işçilerin tamamının üniversitenin 6498.01 numaralı dosya ile tescil işlemleri yapılmıştır. Tüm bu kararlar ve uygulamalar taşeron çalıştırmaya karşı elde edilmiş çok önemli kazanımlardır. Sendikalı olamaz denilen taşeron sağlık emekçilerinin örgütlenmesinin ve mücadelenin kazanımlarıdır.

 

BU DURUM TAŞERON SİSTEMİNİN HUKUSAL VE İDARİ İFLASIDIR!

 

Bebek ölümleri, hastane yangınları gibi sonuçlar taşeron sisteminin insani ve vicdanı açıdan iflası iken, bu durum taşeron sisteminin hukuksal ve idari iflasıdır. 

 

Bu sistemi çeşitli biçimlerde devam ettirmeye çalışmak artık suç işlemektir. Yıllardır bu suç işleniyor. Bu yanlıştan hızla dönülmelidir; hukuka, insanlığa, emeğe karşı suç işlemekten vazgeçilmelidir. Bu sistemde ısrar etmek, yasanın şurasından burasından dolaşacağım demek; bebek ölümlerine devam edeceğim, hastane yangınlarına, salgınlara olasılığına göz yumacağım demek olacaktır. Sağlık emekçilerinin emeğini ihale masalarında pazarlamayı, kıdem tazminatsız, yıllık izinsiz çalıştırarak insanların geleceğini yok etmeyi marifet olarak görmek olacaktır.  

 

Bizler, haklılığımıza olan inancımızla, insan olmanın ve bir sağlıkçı olmanın sorumluluğuyla 150 bin taşeron sağlık emekçisi ve bu ülkede sağlık hakkını savunan herkesle birlikte karşınıza dikileceğiz.

 

Alnımızın teriyle çalışıyoruz, kimseden sadaka istemiyoruz!

Hakkımız olanı istiyoruz!

Eşitlik İstiyoruz!

İnsanca çalışmak, İnsanca Yaşamak İstiyoruz!

Üretenlerin yöneten olacağı bir ülke ve bir dünyaya olan inancımızla bu onurlu yolda yürümeye devam edeceğiz!

BAŞBAKAN’A AÇIK MEKTUP: “Güneşi balçıkla sıvamaya çalışırken, DİSK’e çamur atmayın!”
Sayın Başbakan, DİSK, hiçbir karalamaya aldırmadan, özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik ve sosyal yeni bir anayasa hedefiyle mücadelesine devam edecektir! “Masal” çocuklara anlatılır ve çocukluk döneminde hayatı öğretme yollarından biridir. Çocukluk dönemlerini geride bırakan ve hayatın cefalı yollarından geçmiş örgütlerin “masallara” karnı toktur. Bu ülkenin çalışanlarının masallara değil, gerçek özgürlüklere ve ekmeğe ihtiyaçları var. Bulunduğunuz makama gelirken bunları vaadettiniz. Öyleyse yapmanız gereken şey görevinizi hatırlamanızdır…

DİSK OLEYİS'E VE ÜYELERİNE SONUNA KADAR SAHİP ÇIKACAKTIR!..
DİSK Genel Başkanı Süleyman ÇELEBİ tarafından kamuoyu ve işçilerden gizle-nerek yapılmak istenen OLEYİS Genel Kurulu ile ilgili olarak DİSK Yönetim Kurulu adına yapılan basın açıklaması:

İTİRAZ ETTİĞİMİZ DÜNYAYI DEĞİŞTİRME UMUDUMUZ VAR!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Avrupa Sosyal Forumu (ASF) İstanbul 2010 kapanış yürüyüşünde yaptığı konuşma...

İnsanların, acınmaya değil, işe ihtiyacı var, sadakaya değil, aşa ihtiyacı var!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Avrupa Sosyal Forumu’nda, “Krizin Türkiye’ye etkileri ve İşçi Katılımı” forumunda yaptığı konuşma...

ANTİDEMOKRATİK YASALARLA VARLIKLARINI SÜRDÜRENLER, DİSK’İ RECM KUYULARINDA TAŞLAYARAK SINIF MÜCADELESİNİ ENGELLEYEMEZLER!..
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Belediye-İş Sendikası Genel Başkanı Nihat Yurdakul’un “DİSK ve Genel-İş’i PKK yönetiyor” iftiralarına karşı yaptığı açıklama...

OYALAMA DEĞİL, ULUSLARARASI STANDARTLARA UYUM İSTİYORUZ!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, ILO Konferansı’yla ilgili DİSK Genel Merkezi’nde bir basın açıklaması yaptı. Çelebi açıklamasında, “Türkiye geçtiğimiz yıllarda da ‘yasal düzenlemelerin uyumsuzluğu’ ve ‘uygulamaların sendikal hakları ihlal etmesi’ nedenleriyle çeşitli defalarda ILO gündemine geldi. Türkiye’nin Aplikasyon Komitesi’nde kara listelere alınması bizleri hep üzdü ancak hükümet üyeleri bundan hiçbir zaman ders çıkarmadılar. Hükümetler, askeri müdahaleden sonra anayasa ve sendikal yasaların değiştiği 1982 yılından bugüne kadar yaklaşık 30 yıldır her ILO Konferansı’nda sendika yasalarını değiştirmek üzere olduklarını belirterek farklı mazeretlerle gecikme yaşandığını ifade ettiler” dedi…

TAŞERONLAŞTIRMA İŞ CİNAYETİ, KAN VE GÖZYAŞI DEMEKTİR!..
Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü’ne bağlı yeraltı kömür ocağında 17 Mayıs 2010 tarihinde saat 13:30 civarında patlama meydana geldiği; patlamanın ardından -160, -360 ve -460 kodundaki işçilerin ocaktan tahliye edildiği; 10 işçinin yaralı olarak kurtarıldığı ve Zonguldak Valiliği’nden yapılan açıklamaya göre de "Maden ocağının eksi 540 kodunda çalışan taşeron firmanın 30 işçisine henüz ulaşılamadığı" haberleri bizleri derin bir kaygıya sevketmiştir. Taşeron üretiminin kan, ölüm ve gözyaşı olduğu bir kez daha görülmüştür. Kamu maden ocaklarında taşeron uygulamalarına derhal son verilmeli ve taşeron olarak çalışan işçiler kadroya alınarak TTK işçilerinin sahip olduğu haklara kavuşturulmalıdırlar. Özel sektör madenciliğinde kamunun denetim ve yaptırım koşulları yeniden düzenlenmeli ve iş sağlığı ve güvenliğine dönük önlemlerin eksiksiz alınmasında tavizsiz bir yol izlenmelidir...

GÜVENCESİZ ÇALIŞMA GÜVENCESİZ GELECEKTİR...
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün, DİSK ve KESK’in ortaklaşa düzenlediği “Güvencesiz Çalışma Güvencesiz Gelecektir” sempozyumunda yaptığı konuşma...

DENETİMSİZLİK VE İHMAL HER YERDE CAN ALIYOR!
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün, Yalova’nın Çitlikköy ilçesinde, gece vardiyasında çalışan 5 kadın işçinin ölümü ile ilgili açıklaması: "Denetimsizlik ve ihmal her yerde can alıyor!"

Eğitim sistemindeki sorunlar ivedilikle çözülmeli, gerici/faşizan kadrolaşmalar dağıtılmalıdır!
İstanbul Çekmeköy’deki Mehmetçik Lisesi’nde geçen ay yapılan TEKEL işçilerine destek eylemine katılan 200 öğrencinin disipline verilmesinin ardından içlerinden 24 öğrencinin dayanışma etkinliği düzenledikleri gerekçesiyle okulla ilişiği kesildi. Toplumsal hafızamızda “Manisalı Gençler”i akla getiren bu olay ilk değildi ve eğitim sistemindeki temel parametreler değiştirilmeden, gerici/ırkçı kadrolaşmalar dağıtılmadan son da olmayacaktır…

• İŞSİZLERİN “SİYASİ GÜÇLERİ” OLMADIĞI İÇİN Mİ HÜKÜMET İSTİHDAM YARATMAMAKTADIR?
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan bugün yaptığı bir mülakatta “işsizlerin sendikalarca da savunulmadığını, sahipsiz olduklarını ve dolayısıyla da siyasi bir güçlerinin olmadığını” söylemiştir. DİSK daha 3 Mart 2010 tarihinde yaptığı açıklamada “İşsizliğin karabasana dönüştüğünü; resmi rakamlarla bir önceki yılın aynı ayına göre işsizlik oranının resmi rakamlarla 3 puan, işsiz sayısı ise 860 bin kişi artmış durumda olduğunu; ancak asıl dikkat çekici olan konunun işgücüne katılma oranlarındaki düşüklük olduğunu; Türkiye’nin, uygulanan yanlış ekonomi politikalarının bedelini ağır işsizlik ve atıl işgücü ile ödediğini; krizi kendileri için fırsata çeviren, servetlerini katlayan işverenlerin yanında, bugün işsiz kalan, ücretleri düşürülen, ücretsiz izinlere mahkum edilen milyonların sesinin neden hükümet çevrelerince duyulmadığını söylemiştir…

DİSK ASGARİ ÜCRETİN İPTALİ İÇİN DANIŞTAY’DA DAVA AÇTI!..
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, asgari ücreti düzenleyen 55. maddesinde “Asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartlarının da göz önünde bulundurulacağı” ifade edilmekte ve ikinci fıkrasında da devlete, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alma görevi verilmektedir. DİSK, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplandığı günden itibaren çalışanların aileleri ile birlikte insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürmelerine yetecek bir asgari ücret belirlenmesi için önerilerini dile getirmiştir. DİSK, önerilerinin hiçbirini dikkate almayan komisyonun, devlet ve işveren temsilcileri ile elele verip aldığı hukuka aykırı bu tespit kararının iptali için Danıştay’da iptal davası açmış ve yürütmenin durdurulmasını talep etmiştir...

DARBELERLE HESAPLAŞILMADIKÇA KATLİAMLAR “ÖRTÜLÜ” KALACAKTIR!..
12 Mart 1971 Darbesi ve 12 Mart 1995 Gazi Mahallesi katliamı, Türkiye'nin yakın tarihinde, demokratikleşme sürecini sekteye uğratan, özgürlükleri ve insan haklarını ayaklar altına alan önemli dönüm noktalarındandır. Darbelerle hesaplaşılmadığı ve darbe yasaları yürürlükte olduğu için katliamların da üzerine gidilmemiş ve aydınlatılmamışlardır… 12 Mart 1995’te ise, İstanbul Gazi Mahallesi’nde 3 kahvehane ve 1 işyerinin taranması sonrası çıkan ve ertesi güne yayılan olaylarda halkın üzerine ateş açılmasının ardından 17 kişi hayatını kaybetmişti. Katliamın üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen hâlâ sorumluları cezalandırılmamıştır; bu da toplumsal vicdanın kanamaya devam etmesine yol açmaktadır…

ÇALIŞMAK BİR DERT, ÇALIŞAMAMAK BİN DERT: İŞSİZLİK KARABASANA DÖNÜŞTÜ!..
Türkiye, giderek büyüyen işsizler ordusunun çalışma yaşamı üzerinde yarattığı karamsar tablonun gölgesinde, krizin etkilerini tartışıyor. Resmi rakamlarla bir önceki yılın aynı ayına göre işsizlik oranı resmi rakamlarla 3 puan, işsiz sayısı ise 860 bin kişi artmış durumda. Ancak asıl dikkat çekici olan konu işgücüne katılma oranlarındaki düşüklük. Türkiye’de 15 yaş üzeri nüfusun sadece yüzde 47’si çalışma yaşamına dahil oluyor. Bu oran Avrupa ortalamasında yüzde 65 düzeylerinde seyrediyor. Yani çalışmayı talep etmeyen atıl bir nüfusla karşı karşıyayız. Bunların arasında çalışmaya hazır olup, iş aramayan umutsuzlar, mevsimlik çalışanlar da var...

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi: AKP, 12 EYLÜL ÜRÜNÜ ANTİDEMOKRATİK YAPILANMALARI TASFİYE ETMEYİ DEĞİL, KENDİ ANLAYIŞIYLA YENİDEN ŞEKİLLENDİRMEK İSTİYOR!..
AKP iktidarının toplumun ihtiyaçlarına rağmen, 12 Eylül döneminin anti demokratik ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı 82 Anayasası’nın bir ürünü ve yargı bağımsızlığının önündeki en büyük engel olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu (HSYK), demokratik toplum gereklerine uygun bir biçimde değiştirmek yerine, yargının siyasallaştırılması ve etkisizleştirilmesinin bir aracı olarak kullanmak istediği bugünkü tartışmalarda daha net görülmektedir. Yani AKP politikalarına bakıldığında, 12 Eylül anlayışıyla dizayn edilen antidemokratik (HSYK, YÖK, RTÜK vb.) yapılanmaları tasfiye etmeyi değil, bu kurumları kendi anlayışı ve inisiyatifi doğrultusunda yeniden şekillendirmek istediği söylenebilir. Ekonomide neo-liberalizmi, siyasette de yeni bir iktidar biçimini oturtmaya çalışan AKP “demokrasi havariliği ve yenilikçilik” cübbesini giyinerek, geleneksel devlet kurumlarıyla çatışmaktadır. Bu çatışmalardan toplum ve emekçiler lehinde olumlu bir gelişme veya demokratik bir yönelim beklemek ham hayalcilikten ibarettir…

24 Ocak karabasanı işsizlik ve yoksullukla sürüyor!..
Bugün, uygulanması için 12 Eylül gibi bir askeri dikta rejimine ihtiyaç duyulan ve Türkiye ekonomisi açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirilen, IMF'nin ve yerli tekellerin dayatmaları doğrultusunda alınan 24 Ocak kararlarının 30. yıldönümü. Türkiye ekonomisinin kaderini, çokuluslu şirketlerin biçimlendirdiği, uluslararası ekonomik sisteme tam olarak entegre etmeyi amaçlayan, sadece ekonomik sistemi değil, bir bütün olarak toplumsal yaşamı dönüştürmeyi ve paranın koşulsuz egemenliğini hedefleyen bu düzenlemelerin hayata geçirilmesinden 30 yıl sonra ne yazık ki önemli bir mesafe kat edildiğini görmekteyiz...

DİSK 2009 DEĞERLENDİRMESİ VE 2010 MÜCADELE HEDEFLERİ...
2009 yılında Türkiye’de ekonomik, sosyal ve politik bakımdan sorunlar birikmiş, farklı ve değişik süreçlerin etkisi altında bir “kaos” dönemi hâkim hale gelmiştir. Cumhuriyet tarihinin ve elbette kapitalizmin en derin ekonomik krizlerinden biri yaşanmış, yıllardır biriken sorunlara krizin çok ağır ekonomik ve sosyal sonuçları eklenmiş, bütün bu sorunlar çözüm yoluna girmeden 2010 yılına aktarılmıştır. Demokrasi ve özgürlüklere en fazla ihtiyacı olan toplumsal kesimler baskı altında tutulup, hukuksuz uygulamalar yaygınlaşmışken, 12 Eylül Anayasası’nın virgülüne dokunmayanlar, “demokratikleşme” adı altında Türkiye’yi kendi politik ihtiyaçları doğrultusunda değiştirme ve dönüştürmeye koyulmuşlardır…

ASGARİ ÜCRET ARTIŞI YENİ YILDA, ÇALIŞAN YENİ YOKSULLAR YARATACAKTIR!
2010 asgari ücreti toplumun beklenti ve ihtiyaçlarını dikkate alınmayarak, belirlenmiştir. 2010 yılı için artış oranı brüt asgari ücret için yüzde 5,2 net asgari ücret için yüzde 5,7’dir. Günlük artış miktarı 1 TL’dir. Aylık artış miktarı ise 31 TL’dir. Böylece asgari ücrete, günlük 1,3 simitlik zam yapılmıştır. Fakat 2009 yılında temel gıda ürünlerinin fiyatlarının ve konut harcamalarının ortalama yüzde 11 oranında artması nedeniyle asgari ücretli 2 simitlik bir kayba uğramıştı. Yeni zam asgari ücretlinin elinden alınan 2 simitten birini yerine koymuştur. Günlük 1 TL’lik sembolik asgari ücret artışı, çalışanların yoksulluğa terk edilmesidir…

HAK GASPINDA YENİ BİR ADIM: KEY KESİNTİLERİ BİR KEZ DAHA ÖTELENDİ!
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün KEY kesintilerine ilişkin açıklaması...

HÜKÜMET İŞÇİLERİ VE İŞSİZLERİ TEĞET GEÇİYOR
Hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program; güvencesiz çalışmanın yaygınlaşmasını, sağlık hizmetlerinin azaltılmasını ve halkın birikimlerinin özelleştirilmesini içeriyor.

DİSK’in “Özel İstihdam Büroları’nın Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi” Hakkında Kanun değişikliğine ilişkin görüşleri
DİSK’in “Özel İstihdam Büroları’nın Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi” Hakkında Kanun değişikliğine ilişkin görüşlerini DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e sundu...

DİSK GENİŞLETİLMİŞ BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ
Siyasal iktidarı ve işveren örgütlerini uyarıyoruz; işten atılmalar ve işsizlik ile boğuşurken, kıdem tazminatlarının kaldırılmasını aklınızdan bile geçirmeyin!..

TÜRKİYE’DE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün Bursa’da “23. İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası” açılış toplantısında yaptığı konuşma...

KRİZE KARŞI SOSYAL BİR PROGRAMIN GÜNCELLİĞİ
9 Nisan 2009 tarihinde “Küresel Ekonomik Gelişmeler Karşısında Çalışma Hayatının Değerlendirilmesi” gündemi ile toplanan Üçlü Danışma Kurulu’na sunulan “Krize Karşı Sosyal Bir Programın Güncelliği” konusunda Konfederasyonumuz tarafından hazırlanan rapor ekte sunulmaktadır.

KRİZ PSİKOLOJİK DEĞİL, OLDUKÇA EKONOMİK VE GERÇEK!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Başbakan’ın krizle ilgili olarak “Türkiye’deki olay psikolojiktir” demesine karşı açılması:... Elimizde krizin tam ortasında olduğunu gösteren birçok rakam zaten var ama garip bir tesadüftür ki; Başbakan’ın bu beyanatı yaptığı gün, TÜİK “İmalat Sanayinde Çalışanlar Endeksi III. Dönem Sonuçları”nı açıkladı. Buna göre, 2008’in üçüncü çeyreğinde imalat sanayinde çalışanların sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2.4 azalmıştır...

ETKİNLİK TAKVİMİ
Eylül 2010
Pt
Sa
Ça
Pe
Cu
Ct
Pz
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
 
P: EBAY
ETUC sitesine ulaşmak için tıklayınız... ITUC sitesine ulaşmak için tıklayınız...