e-Mail Grubu

Banner 4

Banner 3

Banner 2

Başlık DİSK Yönetim Kurulu ve DİSK Başkanlar Kurulu SENDİKAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER NÖBETİNDE

29 Aralık 2009 tarihinde toplanan DİSK Yönetim Kurulu son günlerde artan sendikal hak ve özgürlükler ihlallerini, sendikacıların tutuklanmasını, işçi ve emekçilere yoğunlaşan saldırıları değerlendirerek 30 Aralık 2009 Çarşamba gününden başlamak üzere DİSK’in kuruluş tarihi olan 13 Şubat 2010’a kadar her Çarşamba saat: 12:00-13:00 arasında Taksim Gezi Parkı’nda oturma eylemi yapmayı kararlaştırdı.

 

DİSK Genel Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri, DİSK Başkanlar Kurulu ve Sendikaların Yönetim Kurulu Üyeleri ve İşyeri Temsilcileri’nin katıldığı ilk eylem 30 Aralık 2009 Çarşamba günü Saat: 12:00’de Taksim Gezi Parkı’nda Genel Başkanımız Süleyman Çelebi’nin basın toplantısıyla başlatıldı.

 

KESK Genel Başkanı Sami Evren, TTB Genel Başkanı Gençay Gürsoy’un yanısıra çeşitli kitle örgütü temsilcileri de eyleme destek verdiler.

 

 

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, “SENDİKAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER NÖBETİ”nde şu açıklamayı yaptı:

 

·         Her Çarşamba saat: 12:00-13:00 arası Taksim Gezi Parkı’nda oturma eylemindeyiz.

 

·         DİSK Üyesi Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı ve yöneticileri serbest bırakılsın!

 

·         SENDİKAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZİN TAKİPCİSİYİZ!

 

İşverenlerin eski ihbarı üzerine, “Ekonomik çıkar amaçlı suç örgütü kurdukları ve iş hürriyetini engelledikleri” gerekçesiyle üç gün gözaltında tutulan 14 kişiden,  DİSK Örgütlenme Dairesi Başkanı ve Nakliyat İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, Genel Merkez Sekreteri Aziz Cengiz, Örgütlenme Daire Başkanı Abuzer Aslan, Eğitim Daire Başkanı Abdullah Menek, İstanbul Şube Başkanı Nurettin Gümüş, Şube Sekreteri Hacı Altaş, Gebze Şube Başkanı Erdal Kopal ve sendika üyelerinden Erkan Erçel, Cihangir Ceylan, Doğan Ulutaş çıkarıldıkları savcılıkça tutuklandılar, diğerleri serbest bırakıldı.

 

Emekçilerin sendikal hakları, hukuktan yoksun, “keyfi” ve “gizlilik kararı”na sığınılarak açıkça ihlal edilmektedir; ifade dosyalarına erişmemiz engellenerek savunma hakkımız da elimizden alınmaktadır.

 

Gözaltılar ve tutuklamalar, geçen birkaç yıl boyunca birçoğu toplu anlaşmaya varıldıktan sonra geri çekilen bir takım işveren şikâyetlerine dayanmaktadır. Bu şikayet ve gerçek dışı suçlamalarla suçlanan sendikal mücadele sıkça rastlanan bir durumdur.

 

İşverenlerin şikayetleriyle yapılan bu gözaltı ve tutuklamalar hukuksuzdur, sendika ve işçilerin anayasal, yasal hak ve özgürlüklerini keyfi biçimde engellediği için de SUÇTUR!

 

Daha önce de benzer şekilde ve gerekçelerle gözaltına alınan sendikacıların hepsi ilk duruşmalarda serbest bırakılmışlardır.

 

DİSK’in üyesi olduğu ITUC Genel Sekreteri Guy Ryder, Başbakan R. Tayyip Erdoğan’a 9 Aralık tarihinde gönderdiği mektupta “Türkiye’nin, emek örgütlerinin meşru faaliyetlerini yönetici ve üyelerine yönelik her türlü şiddetten, misillemeden ya da tehditlerden uzak bir ortamda yürütebilmelerini garanti eden, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) ‘Sendikalılaşma Özgürlüğü ve Örgütleme Hakkı’nı düzenleyen 87 Sayılı Sözleşmesi, Uluslararası İnsan hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de dâhil olmak üzere, uluslararası anlaşmalarla sınırlandırıldığını” söylemiştir.

 

Ayrıca ITUC, Türkiye’deki sendikal hak ihlallerinin Hükümetin AB üyelik hedefiyle ters düştüğünü açıkça ifade etmiştir.

 

Sendikalar anayasal güvenceyle çalışan, yasal ve açık örgütlerdir. Mahkemelerin “gizlilik kararıyla” arama yaptırması, işverenler lehine, işçilere ve sendikalara ALENEN BASKI YAPILMASI anlamına gelmektedir.

 

DİSK Yönetim Kurulu Üyesi ve Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu başta olmak üzere, bir yönetici hariç tüm profesyonel seçilmiş yöneticiler tutuklanarak sendikal çalışma felç edilmiştir. Bu kabul edilemez.

 

Emekçilere yapılan saldırılar, tek tek sendikal örgütleri “hizaya getirmek” için değil, bütün işçi sınıfına topyekün olarak yapılmaktadır. Şimdiye kadar “havuç ve sopa” politikası uygulayan hükümetin son uygulamalarına bakıldığında havuçu bir yana bırakıp sopayı eline aldığı anlaşılmaktadır:

 

·         İşkollarının değişmesi ve özlük haklarıyla ilgili haklı taleplerle eyleme başlayan TEKEL işçilerine acımasızca saldırılarak genel başkanlarının ve yöneticilerinin gözaltına alınması

·         En temel demokratik haklarını kullanarak Boğaziçi Köprüsü'nde kamuoyuna açıklama yapmak isteyen Türkiye Belediyeciler ve Genel Hizmetler İşçileri Sendikası yöneticileri ve üyelerinin gözaltına alınmaları

·         Sinter’de metal işçilerinin, Kızılay ve Okmeydanı Hastanesi’nde sağlık çalışanlarının örgütlenme haklarını kullanmak istedikleri için gözlerinin yaşına bakmadan işten atılmaları

·         Kent-AŞ’de, hiçbir sosyal hakları verilmeden yüzlerce çalışanın kapı dışına bırakılmaları

·         Hükümet marifetleriyle açılan davalarla Emekli-Sen’in kapatılması, Genç-Sen ve Çiftçi-Sen’e kapatma davalarının açılarak, örgütlü toplum istenmemesi

·         Emekçilerin ekonomik ve demokratik mücadelesinin yasal ve anayasal güvenceyle kurulan örgütlerinden Nakliyat-İş sendikamıza ve KESK’e yönelik yasadışı operasyonlar düzenlenmesi...

 

Siyasi iktidarın gerçek niyetini sergilemekte ve çalışanlara yönelik saldırılarının tüm boyutlarını göstermektedir.

 

GEÇ GELEN ADALET ADALET DEĞİLDİR!

İki ayda bitmesi gereken “Haksız işten çıkarma davaları” birkaç yılda zor bitmektedir. SİNTER METAL işçileri bir yıldır mahkeme kapılarında hak arayışlarını sürdürmektedirler.

 

Diğer taraftan da, yargı karar versi bile bu kararlar uygulanmamaktadır ve işçilere gözünü kırpmadan davalar açan hükümet bu işverenlere cezai müeyyideyi bırakın hiçbir yaptırım uygulamamaktadır. Yargıtay kararıyla iş hakları iade edilen KIZILAY’da çalışan sağlık emekçileri hala işlerine dönememişlerdir.

 

Bunun dışında,

·         Kriz karşısında emeğin haklarının korunması yerine krizin faturasının çalışanlara kesilmek istenmesi

·         Özelleştirmeler yoluyla halkımızın birikimlerinin sermayeye peşkeş çekilerek, çalışanlarının temel haklarının yok edilmesi

·         İşsizlik ve istihdam sorununda kayda değer önlemler alınmaması, hatta işsizliği ve kayıt dışı çalışmayı artıran politikalar uygulanması

·         Emekçilerin yılları bulan alınteriyle hak ettikleri kıdem tazminatlarının gaspedilmeye çalışılması

·         Katkı payları veya “dönüşüm projeleri”yle eğitim ve sağlık haklarının gaspedilmesin

·         İşsizlik Sigortası Fonu’nun asıl amacına uygun kullanılmayarak gerçek sahibi olan çalışanlara kara günlerinde aktarmak yerine sermayeye aktarılmak istenmesi

·         Çalışanlara mezarda emekliliği reva gören, sosyal devletin bütün kazanımlarını yok sayan SSGSS yasasının çıkarılması

·         İşçilerin kiralanmasını hedefleyerek, sendikal ve diğer sosyal haklarını ortadan kaldıran “Özel İstihdam Büroları”nın Cumhurbaşkanı’nın da itirazlarına rağmen yeniden gündeme getirilmesi

·         2821-2822 sayılı yasaların değişmemesi

·         Gece yarısı çıkarılan yasalarla sendikaların mali denetim adı altında denetim ve cezalarla iyice kıskaç altına alınmak istenmesi...

 

Hem siyasi iktidarın emek düşmanı yüzünü göstermekte, hem de sendikal hak ve özgürlükler konusunda işçi sınıfının sorunlarının ORTAK OLDUĞUNU apaçık ortaya koymaktadır.

 

Saldırının diğer boyutu da çalışanların açlık sınırının altında yaşamaya zorlanmasıdır. Biliyorsunuz 2010 yılı asgari ücretleri açıklandı. Asgari ücret 2010 yılında yüzde 5.2 artırılmıştır. Bu da ayda 2 simit etmektedir. Temel tüketim maddelerine yüzde 30’a varan zamlar yapılmışken asgari ücrete iki simit zam yapılması hangi vicdana, hangi sosyal politikaya, hangi insani değerlere sığmaktadır?

 

Bu saldırılar, toplumda siyasi iktidara gerçek gündemle muhalefet eden ve hükümet politikalarının gerçek yüzünü ortaya çıkaran emek hareketinin bir bütün olarak susturularak, örgütsüz bir toplum yaratılması için yapılmaktadır.

 

Emek örgütleri olarak işçi sınıfına verilmiş sözümüz ve sorumluluğumuz var. Bugün tarihsel öneme sahip olan emek hareketinin birleşik mücadelesini örgütlememek, bu sorumluluktan kaçmaktır.

 

TEKEL işçilerine destek eyleminde, ülkemizin bütün demokrasi güçlerini, emekçilerini, emek dostlarını, aydınlarını, gençlerini, kadınlarını, işçilerini ve işsizlerini, halka hayatı dar eden siyasi iktidara karşı TEK VÜCUT, TEK YÜREK, TEK YUMRUK olmaya çağırmıştık. Ve geçen hafta Cuma günü yapılan işe bir saat geç gitme eyleminde bu çağrıya önemli oranda uyulduğunu, tek vücut olunduğunu gördük.

 

Şimdi sendikal hak ve özgürlüklerimizin ihlali konusunda da, örgütlenme ve ifade özgürlüğümüzün korunmasında da tek vücut olabilmeliyiz.

 

DİSK Örgütlenme Daire Başkanımız ve Nakliyat-İş yöneticilerimiz sendikal haklarını kullandıkları için haftalardır tutuklu bulunmaktadırlar.

 

Bilindiği gibi “tutukluluk hali” kaçma ve delil karartma halleri için alınan bir önlemdir. Sendika yöneticilerimiz ve üyelerimiz kimlikleri, kişilikleri ve ikamet yerleri bilinen, toplumun tanıdığı insanlardır.

 

Bu nedenle tutukluluk hallerinin devam etmesi haksızlıktır, toplusözleşme görüşmelerine katılmalarının engellenmesinden başka bir anlama gelmemektedir.

 

Sendikaları keyfi biçimde baskı altına alan bu uygulamaları kınıyor, şiddetle protesto ediyoruz!

 

Tutuklanan yönetici ve üyelerimizin derhal serbest bırakılarak, mağduriyetlerine son verilmesini, hukuksuzluğun bir an önce giderilmesini istiyoruz.

 

Bunun için biz, her Çarşamba saat: 12:00-13:00 arasında Taksim Gezi Parkı’nda oturma eyleminde olacağız. Ülkemizin bütün demokrasi güçlerini, emekçilerini, emek dostlarını, aydınlarını, gençlerini, kadınlarını, işçilerini ve işsizlerini, halka hayatı dar eden, hak ve özgürlüklerimizi talan eden siyasi iktidara karşı TEK VÜCUT, TEK YÜREK, TEK YUMRUK olmaya çağırıyoruz!

BAŞBAKAN’A AÇIK MEKTUP: “Güneşi balçıkla sıvamaya çalışırken, DİSK’e çamur atmayın!”
Sayın Başbakan, DİSK, hiçbir karalamaya aldırmadan, özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik ve sosyal yeni bir anayasa hedefiyle mücadelesine devam edecektir! “Masal” çocuklara anlatılır ve çocukluk döneminde hayatı öğretme yollarından biridir. Çocukluk dönemlerini geride bırakan ve hayatın cefalı yollarından geçmiş örgütlerin “masallara” karnı toktur. Bu ülkenin çalışanlarının masallara değil, gerçek özgürlüklere ve ekmeğe ihtiyaçları var. Bulunduğunuz makama gelirken bunları vaadettiniz. Öyleyse yapmanız gereken şey görevinizi hatırlamanızdır…

DİSK OLEYİS'E VE ÜYELERİNE SONUNA KADAR SAHİP ÇIKACAKTIR!..
DİSK Genel Başkanı Süleyman ÇELEBİ tarafından kamuoyu ve işçilerden gizle-nerek yapılmak istenen OLEYİS Genel Kurulu ile ilgili olarak DİSK Yönetim Kurulu adına yapılan basın açıklaması:

İTİRAZ ETTİĞİMİZ DÜNYAYI DEĞİŞTİRME UMUDUMUZ VAR!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Avrupa Sosyal Forumu (ASF) İstanbul 2010 kapanış yürüyüşünde yaptığı konuşma...

İnsanların, acınmaya değil, işe ihtiyacı var, sadakaya değil, aşa ihtiyacı var!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Avrupa Sosyal Forumu’nda, “Krizin Türkiye’ye etkileri ve İşçi Katılımı” forumunda yaptığı konuşma...

ANTİDEMOKRATİK YASALARLA VARLIKLARINI SÜRDÜRENLER, DİSK’İ RECM KUYULARINDA TAŞLAYARAK SINIF MÜCADELESİNİ ENGELLEYEMEZLER!..
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Belediye-İş Sendikası Genel Başkanı Nihat Yurdakul’un “DİSK ve Genel-İş’i PKK yönetiyor” iftiralarına karşı yaptığı açıklama...

OYALAMA DEĞİL, ULUSLARARASI STANDARTLARA UYUM İSTİYORUZ!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, ILO Konferansı’yla ilgili DİSK Genel Merkezi’nde bir basın açıklaması yaptı. Çelebi açıklamasında, “Türkiye geçtiğimiz yıllarda da ‘yasal düzenlemelerin uyumsuzluğu’ ve ‘uygulamaların sendikal hakları ihlal etmesi’ nedenleriyle çeşitli defalarda ILO gündemine geldi. Türkiye’nin Aplikasyon Komitesi’nde kara listelere alınması bizleri hep üzdü ancak hükümet üyeleri bundan hiçbir zaman ders çıkarmadılar. Hükümetler, askeri müdahaleden sonra anayasa ve sendikal yasaların değiştiği 1982 yılından bugüne kadar yaklaşık 30 yıldır her ILO Konferansı’nda sendika yasalarını değiştirmek üzere olduklarını belirterek farklı mazeretlerle gecikme yaşandığını ifade ettiler” dedi…

TAŞERONLAŞTIRMA İŞ CİNAYETİ, KAN VE GÖZYAŞI DEMEKTİR!..
Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü’ne bağlı yeraltı kömür ocağında 17 Mayıs 2010 tarihinde saat 13:30 civarında patlama meydana geldiği; patlamanın ardından -160, -360 ve -460 kodundaki işçilerin ocaktan tahliye edildiği; 10 işçinin yaralı olarak kurtarıldığı ve Zonguldak Valiliği’nden yapılan açıklamaya göre de "Maden ocağının eksi 540 kodunda çalışan taşeron firmanın 30 işçisine henüz ulaşılamadığı" haberleri bizleri derin bir kaygıya sevketmiştir. Taşeron üretiminin kan, ölüm ve gözyaşı olduğu bir kez daha görülmüştür. Kamu maden ocaklarında taşeron uygulamalarına derhal son verilmeli ve taşeron olarak çalışan işçiler kadroya alınarak TTK işçilerinin sahip olduğu haklara kavuşturulmalıdırlar. Özel sektör madenciliğinde kamunun denetim ve yaptırım koşulları yeniden düzenlenmeli ve iş sağlığı ve güvenliğine dönük önlemlerin eksiksiz alınmasında tavizsiz bir yol izlenmelidir...

GÜVENCESİZ ÇALIŞMA GÜVENCESİZ GELECEKTİR...
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün, DİSK ve KESK’in ortaklaşa düzenlediği “Güvencesiz Çalışma Güvencesiz Gelecektir” sempozyumunda yaptığı konuşma...

DENETİMSİZLİK VE İHMAL HER YERDE CAN ALIYOR!
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün, Yalova’nın Çitlikköy ilçesinde, gece vardiyasında çalışan 5 kadın işçinin ölümü ile ilgili açıklaması: "Denetimsizlik ve ihmal her yerde can alıyor!"

Eğitim sistemindeki sorunlar ivedilikle çözülmeli, gerici/faşizan kadrolaşmalar dağıtılmalıdır!
İstanbul Çekmeköy’deki Mehmetçik Lisesi’nde geçen ay yapılan TEKEL işçilerine destek eylemine katılan 200 öğrencinin disipline verilmesinin ardından içlerinden 24 öğrencinin dayanışma etkinliği düzenledikleri gerekçesiyle okulla ilişiği kesildi. Toplumsal hafızamızda “Manisalı Gençler”i akla getiren bu olay ilk değildi ve eğitim sistemindeki temel parametreler değiştirilmeden, gerici/ırkçı kadrolaşmalar dağıtılmadan son da olmayacaktır…

• İŞSİZLERİN “SİYASİ GÜÇLERİ” OLMADIĞI İÇİN Mİ HÜKÜMET İSTİHDAM YARATMAMAKTADIR?
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan bugün yaptığı bir mülakatta “işsizlerin sendikalarca da savunulmadığını, sahipsiz olduklarını ve dolayısıyla da siyasi bir güçlerinin olmadığını” söylemiştir. DİSK daha 3 Mart 2010 tarihinde yaptığı açıklamada “İşsizliğin karabasana dönüştüğünü; resmi rakamlarla bir önceki yılın aynı ayına göre işsizlik oranının resmi rakamlarla 3 puan, işsiz sayısı ise 860 bin kişi artmış durumda olduğunu; ancak asıl dikkat çekici olan konunun işgücüne katılma oranlarındaki düşüklük olduğunu; Türkiye’nin, uygulanan yanlış ekonomi politikalarının bedelini ağır işsizlik ve atıl işgücü ile ödediğini; krizi kendileri için fırsata çeviren, servetlerini katlayan işverenlerin yanında, bugün işsiz kalan, ücretleri düşürülen, ücretsiz izinlere mahkum edilen milyonların sesinin neden hükümet çevrelerince duyulmadığını söylemiştir…

DİSK ASGARİ ÜCRETİN İPTALİ İÇİN DANIŞTAY’DA DAVA AÇTI!..
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, asgari ücreti düzenleyen 55. maddesinde “Asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartlarının da göz önünde bulundurulacağı” ifade edilmekte ve ikinci fıkrasında da devlete, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alma görevi verilmektedir. DİSK, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplandığı günden itibaren çalışanların aileleri ile birlikte insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürmelerine yetecek bir asgari ücret belirlenmesi için önerilerini dile getirmiştir. DİSK, önerilerinin hiçbirini dikkate almayan komisyonun, devlet ve işveren temsilcileri ile elele verip aldığı hukuka aykırı bu tespit kararının iptali için Danıştay’da iptal davası açmış ve yürütmenin durdurulmasını talep etmiştir...

DARBELERLE HESAPLAŞILMADIKÇA KATLİAMLAR “ÖRTÜLÜ” KALACAKTIR!..
12 Mart 1971 Darbesi ve 12 Mart 1995 Gazi Mahallesi katliamı, Türkiye'nin yakın tarihinde, demokratikleşme sürecini sekteye uğratan, özgürlükleri ve insan haklarını ayaklar altına alan önemli dönüm noktalarındandır. Darbelerle hesaplaşılmadığı ve darbe yasaları yürürlükte olduğu için katliamların da üzerine gidilmemiş ve aydınlatılmamışlardır… 12 Mart 1995’te ise, İstanbul Gazi Mahallesi’nde 3 kahvehane ve 1 işyerinin taranması sonrası çıkan ve ertesi güne yayılan olaylarda halkın üzerine ateş açılmasının ardından 17 kişi hayatını kaybetmişti. Katliamın üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen hâlâ sorumluları cezalandırılmamıştır; bu da toplumsal vicdanın kanamaya devam etmesine yol açmaktadır…

ÇALIŞMAK BİR DERT, ÇALIŞAMAMAK BİN DERT: İŞSİZLİK KARABASANA DÖNÜŞTÜ!..
Türkiye, giderek büyüyen işsizler ordusunun çalışma yaşamı üzerinde yarattığı karamsar tablonun gölgesinde, krizin etkilerini tartışıyor. Resmi rakamlarla bir önceki yılın aynı ayına göre işsizlik oranı resmi rakamlarla 3 puan, işsiz sayısı ise 860 bin kişi artmış durumda. Ancak asıl dikkat çekici olan konu işgücüne katılma oranlarındaki düşüklük. Türkiye’de 15 yaş üzeri nüfusun sadece yüzde 47’si çalışma yaşamına dahil oluyor. Bu oran Avrupa ortalamasında yüzde 65 düzeylerinde seyrediyor. Yani çalışmayı talep etmeyen atıl bir nüfusla karşı karşıyayız. Bunların arasında çalışmaya hazır olup, iş aramayan umutsuzlar, mevsimlik çalışanlar da var...

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi: AKP, 12 EYLÜL ÜRÜNÜ ANTİDEMOKRATİK YAPILANMALARI TASFİYE ETMEYİ DEĞİL, KENDİ ANLAYIŞIYLA YENİDEN ŞEKİLLENDİRMEK İSTİYOR!..
AKP iktidarının toplumun ihtiyaçlarına rağmen, 12 Eylül döneminin anti demokratik ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı 82 Anayasası’nın bir ürünü ve yargı bağımsızlığının önündeki en büyük engel olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu (HSYK), demokratik toplum gereklerine uygun bir biçimde değiştirmek yerine, yargının siyasallaştırılması ve etkisizleştirilmesinin bir aracı olarak kullanmak istediği bugünkü tartışmalarda daha net görülmektedir. Yani AKP politikalarına bakıldığında, 12 Eylül anlayışıyla dizayn edilen antidemokratik (HSYK, YÖK, RTÜK vb.) yapılanmaları tasfiye etmeyi değil, bu kurumları kendi anlayışı ve inisiyatifi doğrultusunda yeniden şekillendirmek istediği söylenebilir. Ekonomide neo-liberalizmi, siyasette de yeni bir iktidar biçimini oturtmaya çalışan AKP “demokrasi havariliği ve yenilikçilik” cübbesini giyinerek, geleneksel devlet kurumlarıyla çatışmaktadır. Bu çatışmalardan toplum ve emekçiler lehinde olumlu bir gelişme veya demokratik bir yönelim beklemek ham hayalcilikten ibarettir…

24 Ocak karabasanı işsizlik ve yoksullukla sürüyor!..
Bugün, uygulanması için 12 Eylül gibi bir askeri dikta rejimine ihtiyaç duyulan ve Türkiye ekonomisi açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirilen, IMF'nin ve yerli tekellerin dayatmaları doğrultusunda alınan 24 Ocak kararlarının 30. yıldönümü. Türkiye ekonomisinin kaderini, çokuluslu şirketlerin biçimlendirdiği, uluslararası ekonomik sisteme tam olarak entegre etmeyi amaçlayan, sadece ekonomik sistemi değil, bir bütün olarak toplumsal yaşamı dönüştürmeyi ve paranın koşulsuz egemenliğini hedefleyen bu düzenlemelerin hayata geçirilmesinden 30 yıl sonra ne yazık ki önemli bir mesafe kat edildiğini görmekteyiz...

DİSK 2009 DEĞERLENDİRMESİ VE 2010 MÜCADELE HEDEFLERİ...
2009 yılında Türkiye’de ekonomik, sosyal ve politik bakımdan sorunlar birikmiş, farklı ve değişik süreçlerin etkisi altında bir “kaos” dönemi hâkim hale gelmiştir. Cumhuriyet tarihinin ve elbette kapitalizmin en derin ekonomik krizlerinden biri yaşanmış, yıllardır biriken sorunlara krizin çok ağır ekonomik ve sosyal sonuçları eklenmiş, bütün bu sorunlar çözüm yoluna girmeden 2010 yılına aktarılmıştır. Demokrasi ve özgürlüklere en fazla ihtiyacı olan toplumsal kesimler baskı altında tutulup, hukuksuz uygulamalar yaygınlaşmışken, 12 Eylül Anayasası’nın virgülüne dokunmayanlar, “demokratikleşme” adı altında Türkiye’yi kendi politik ihtiyaçları doğrultusunda değiştirme ve dönüştürmeye koyulmuşlardır…

ASGARİ ÜCRET ARTIŞI YENİ YILDA, ÇALIŞAN YENİ YOKSULLAR YARATACAKTIR!
2010 asgari ücreti toplumun beklenti ve ihtiyaçlarını dikkate alınmayarak, belirlenmiştir. 2010 yılı için artış oranı brüt asgari ücret için yüzde 5,2 net asgari ücret için yüzde 5,7’dir. Günlük artış miktarı 1 TL’dir. Aylık artış miktarı ise 31 TL’dir. Böylece asgari ücrete, günlük 1,3 simitlik zam yapılmıştır. Fakat 2009 yılında temel gıda ürünlerinin fiyatlarının ve konut harcamalarının ortalama yüzde 11 oranında artması nedeniyle asgari ücretli 2 simitlik bir kayba uğramıştı. Yeni zam asgari ücretlinin elinden alınan 2 simitten birini yerine koymuştur. Günlük 1 TL’lik sembolik asgari ücret artışı, çalışanların yoksulluğa terk edilmesidir…

HAK GASPINDA YENİ BİR ADIM: KEY KESİNTİLERİ BİR KEZ DAHA ÖTELENDİ!
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün KEY kesintilerine ilişkin açıklaması...

HÜKÜMET İŞÇİLERİ VE İŞSİZLERİ TEĞET GEÇİYOR
Hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program; güvencesiz çalışmanın yaygınlaşmasını, sağlık hizmetlerinin azaltılmasını ve halkın birikimlerinin özelleştirilmesini içeriyor.

DİSK’in “Özel İstihdam Büroları’nın Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi” Hakkında Kanun değişikliğine ilişkin görüşleri
DİSK’in “Özel İstihdam Büroları’nın Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi” Hakkında Kanun değişikliğine ilişkin görüşlerini DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e sundu...

DİSK GENİŞLETİLMİŞ BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ
Siyasal iktidarı ve işveren örgütlerini uyarıyoruz; işten atılmalar ve işsizlik ile boğuşurken, kıdem tazminatlarının kaldırılmasını aklınızdan bile geçirmeyin!..

TÜRKİYE’DE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün Bursa’da “23. İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası” açılış toplantısında yaptığı konuşma...

KRİZE KARŞI SOSYAL BİR PROGRAMIN GÜNCELLİĞİ
9 Nisan 2009 tarihinde “Küresel Ekonomik Gelişmeler Karşısında Çalışma Hayatının Değerlendirilmesi” gündemi ile toplanan Üçlü Danışma Kurulu’na sunulan “Krize Karşı Sosyal Bir Programın Güncelliği” konusunda Konfederasyonumuz tarafından hazırlanan rapor ekte sunulmaktadır.

KRİZ PSİKOLOJİK DEĞİL, OLDUKÇA EKONOMİK VE GERÇEK!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Başbakan’ın krizle ilgili olarak “Türkiye’deki olay psikolojiktir” demesine karşı açılması:... Elimizde krizin tam ortasında olduğunu gösteren birçok rakam zaten var ama garip bir tesadüftür ki; Başbakan’ın bu beyanatı yaptığı gün, TÜİK “İmalat Sanayinde Çalışanlar Endeksi III. Dönem Sonuçları”nı açıkladı. Buna göre, 2008’in üçüncü çeyreğinde imalat sanayinde çalışanların sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2.4 azalmıştır...

ETKİNLİK TAKVİMİ
Eylül 2010
Pt
Sa
Ça
Pe
Cu
Ct
Pz
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
 
P: EBAY
ETUC sitesine ulaşmak için tıklayınız... ITUC sitesine ulaşmak için tıklayınız...