DİSK’in “Özel İstihdam Büroları’nın Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi” Hakkında Kanun değişikliğine ilişkin görüşlerini DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e sundu.
DİSK’İN “ÖZEL İSTİHDAM BÜROLARI’NIN MESLEKİ FAALİYET OLARAK GEÇİCİ İŞ İLİŞKİSİ KURABİLMESİ” HAKKINDA KANUN DEĞİŞİKLİĞİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Yalova Milletvekili İlhan Evcin'in; İş Kanunu, İşsizlik Sigortası Kanunu ve Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi 26.06.2009 tarihinde TBMM tarafından kabul edilmiş ve onaylanmak üzere sayın makamınıza gönderilmiştir.
Bu Kanunun 1. maddesinde düzenlenen “Özel İstihdam Bürolarının Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi Hususu” 24 Haziran 2009 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda yapılan “Üçlü Danışma Kurulu” Toplantısının gündeminde bulunmasına rağmen, bu toplantının yapıldığı saatlerde esasen bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Yalova Milletvekili İlhan Evcin'in verilmiş Kanun teklifinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülüp TBMM Genel Kurul gündemine alındığını öğrendik. Kanun teklifi, TBMM Genel Kurulunda 25.06.2009 günü görüşülmeye başlayıp, 26.06.2009 tarihinde saat 03.00 sıralarında da Kanunlaşmıştır.
İşçi Sendikalarını ve ülkemiz çalışma hayatını yakından ilgilendiren böyle önemli bir konunun sendikaların gündeminden kaçırılmasını, görüşlerinin alınmamasını manidar bulduğumuzu ifade etmek isteriz.
Zira, Üçlü Danışma Kurulu 4857 sayılı İş Kanunun 114. maddesi ile kurulmuş olup, bu kurulun çalışma barışının ve endüstri ilişkilerinin geliştirilmesinde, çalışma hayatıyla ilgili mevzuat çalışmalarının ve uygulamalarının izlenmesi ve bu konularda Hükümet, işveren ve işçi sendikaları konfederasyonları arasında etkin danışma amaçlanmıştır.
Bu kurulun en önemli dayanağı Üçlü danışmaya ilişkin 144 sayılı ILO Sözleşmesi ile Avrupa Birliğinin Sosyal Diyaloğa ilişkin direktifleridir.
24 Haziran 2009 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda yapılan “Üçlü Danışma Kurulu” Toplantısına katılan üç işçi sendikaları konfederasyonu TÜRK-İŞ, DİSK ve HAK-İŞ “Özel İstihdam Bürolarının Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi” konusunda yasa değişikliği yapılmasına karşı olduklarını açık bir dille ifade etmişler, sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da toplantı sonrasında yaptığı basın toplantısında bu konuya işçi konfederasyonlarının karşı olduğunu açıklamıştır.
İktidar Partisi TBMM Grup Başkanvekilinin de imzasıyla verilmiş olan bu Kanun Teklifinin esasen İktidar Partisi’nin bir tasarrufu olduğu çok açıktır. Zira, sayın Başbakan krize karşı açıkladığı önlemler paketinde “Özel İstihdam Bürolarının Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi”ne ilişkin kanunun çıkarılacağını ifade etmiştir. Bu nedenle, İktidarın ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının “bu konu milletvekillerinin teklifi ile gündeme gelmiştir, Bakanlık tasarrufu değildir” diyerek, konuyu üçlü danışmanın ve sosyal tarafların gündeminden kaçırması inandırıcı olmadığı gibi, kabul edilemez. Bu durum sosyal diyalog ile hükümet ve sosyal tarafların etkin danışması ilkelerine açıkça aykırıdır.
AKP İktidarının esasen bir hükümet tasarrufu olması nedeniyle kanun tasarısı olarak vermesi gereken bu düzenlemeyi, TBMM Grup Başkanvekili ve bir milletvekiline Kanun teklifi olarak verdirterek, düzenlemenin sosyal tarafların, yargının ve akademik çevrelerin tartışmasından kaçırmıştır. Kanun Teklifinin doğrudan ilgilendirdiği halde TBMM “Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu”nda da görüşülmemesi başka bir aykırılık olarak ortada durmaktadır.
“Mesleki faaliyet olarak ödünç (geçici) iş ilişkisi”ne ilişkin ilk düzenleme İş Kanunu Bilim Kurulunun hazırladığı taslak ile 2003 yılında gündeme gelmiştir.
DİSK, TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ’in ortak tutum alarak karşı çıktıkları bu düzenleme taslak TBMM’ne tasarı olarak sevk edilirken metinden çıkarılmıştır.
O tarihte düzenlemeye karşı çıkılırken ; “mesleki faaliyet olarak ödünç (geçici) iş ilişkisi’nin örgütlendirmeyi zorlaştıracağı, işçi simsarlığına yol açacağı, toplu sözleşmeden yararlanmayı kısıtlayacağı, kollektif hakların kullanımını engelleyeceği, işçiyi korumasız kılacağı” ifade edilmiştir
Kanunun 1. maddesi ile yapılan düzenleme, esasen Kanun teklifinin gerekçesinde yer alan 22 Ekim 2008 tarihli “Geçici İstihdam Büroları / Temporary Agency Work Directive) ‘ne ilişkin 2008/104 sayılı AB direktifine uyum gerekçesine de aykırıdır, zira, Kanunun bu direktifte yer alan sınırlama ve güvenceleri içermemektedir. (EK-1)
AB düzeyinde asgari standartlar getirmeyi amaçlayan Yönerge tasarısı 2002 yılından beri görüşülmekteydi ve Yönerge 22 Ekim 2008 tarihinde “Geçici İstihdam Büroları / Temporary Agency Work Directive” adı ile kabul edildi. Yönergeye göre, mesleki faaliyet olarak geçici iş ilişkisi ile çalıştırılan bir işçi, aynı firmada 'benzer' bir işi yapan sürekli/daimi bir işçiden daha düşük koşullarla (çalışma süresi, istirahat süreleri, tatiller, ücret, vs. bakımından) çalıştırılamaz. Yönergenin ana başlıkları arasında, kapsam, tanımlar (son derece önemli), kısıtlamalar ve yasaklamalar, eşit muamele ilkesi, istihdama, ortak alanlara ve mesleki eğitime ulaşım, özel istihdam büroları işçilerinin temsil edilmesi, işçi temsilcilerinin bilgilendirilmesi, asgari gereklilikler ve cezalar yer almakta olup, bu kapsamlı Yönergenin bu koruyucu hükümleri, Kanunun gerekçesinde yer almasına rağmen Kanunda yer almamaktadır.
22 Ekim 2008 tarihli “Geçici İstihdam Büroları / Temporary Agency Work Directive) ‘ne ilişkin 2008/104 sayılı AB direktifinde yer alan güvencelere ilişkin ayrıntılı değerlendirmeler, Doç.Dr.Alpay Hekimler’in TİSK’in yayınladığı İŞVEREN Dergisinin Mayıs 2009 sayısında yayımlanmış makalesinde bile yer almakta olup, bu makalede geçici iş ilişkisi ile çalıştırılan işçilere eşit işlem borcu, aynı firmada 'benzer' bir işi yapan sürekli/daimi bir işçiden daha düşük koşullarla (çalışma süresi, istirahat süreleri, tatiller, ücret, vs. bakımından) çalıştırılamaması hükmü ayrıntılı olarak açıklanmaktadır. (EK-2)
Kaldı ki ödünç (geçici) iş ilişkisinin mesleki faaliyet olarak yürütülmesini düzenleyen 181 sayılı ILO sözleşmesi ülkemiz tarafından henüz onaylanmadığı gibi, onaylanan bir çok ILO sözleşmesine ilişkin düzenlemeyi on yıllardır hayata geçirmeyen hükümetin, işveren tarafının ısrarı ile bu düzenlemeyi öne alması kabul edilemez.
ILO’nun 181 sayılı “Özel İstihdam Bürolarına İlişkin” Sözleşmesi ve bu sözleşme ile ilgili 188 No.lu Tavsiye kararı bu konuda ciddi güvenceler içermektedir.
Sözleşme’nin güvence altına aldığı ana hususlar şu şekilde sıralanabilir:
- Özel istihdam bürolarının ruhsata bağlanması
- İstihdamdan yararlanmada fırsat eşitliği ve eşit davranılması ve ayırım gözetilmemesi
- İşçilerle ilgili kişisel bilgilerin korunması
- İlgili işçilerden herhangi bedel/para alınmaması
- Çocuk işçiliğine izin verilmemesi
- Göçmen işçilerin korunması
- Şu konularda ilgili işçilerin korunması ve özel istihdam büroları ile kullanıcı işletmeler arasında sorumluluğun bölüştürülmesi :
§ Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı
§ Asgari ücret
§ Çalışma süresi ve diğer çalışma koşulları
§ Sosyal güvenlikle ilgili yasal haklar
§ Eğitimden yararlanma
§ İş sağlığının ve güvenliğinin korunması
§ Tazminat ödenecek haller
§ İş kazaları ya da hastalıkları
§ İflas ve aciz hali
§ Analığın ve ebeveynliğin korunması
- Büroların ahlaka aykırı uygulamalarının önlenmesi (Tavsiye Kararı 188)
- Gerektiğinde yazılı iş sözleşmesi, hiç değilse, işçiler göreve fiilen başlamadan önce istihdam koşulları konusunda bilgilendirilmelidir (Tavsiye Kararı 188)
- Kullanıcı işletmenin işçilerinin grevde olması halinde, yerlerine başkalarının çalıştırılamaması (Tavsiye Kararı 188)
- Özel istihdam büroları kendilerine bağlı işçilerin kullanıcı işletmelerce istihdamını engelleyemez.
- Özel bürolar ile kamu istihdam hizmetleri arasındaki ilişki (Tavsiye Kararı.188)
Yoğun işsizliğin yaşandığı ülkemizde bu düzenleme modern işçi simsarlığını, bordro şirketlerini çoğaltmaktan ve iş gücü piyasasını kuralsızlaştırmaktan, parçalamaktan başka bir işlev görmeyeceği gibi, 4857 sayılı İş Kanunun 2 ve 3. maddesinde sınırlanan, güvenceler içeren asıl işveren / alt işveren uygulamasına ilişkin kuralları / standartları dolanmaya, muvazaalı işlemleri çoğaltmaya yarayacaktır.
Esnek istihdam uygulamalarının istihdamı arttırdığına dair hiçbir somut olgu mevcut değildir. Tam tersine esneklik uygulamaları istihdam azaltıcı sonuçlar doğurmaktadır.
Bunun yanında Kanunun 2 ve 3. maddeleri ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda yapılan değişiklikler sigorta tekniğine aykırı düzenlemeler olup, bir sigorta tekniği gereği işçi ve işverenlerden kesilen primlerden oluşan İşsizlik Sigortası Fonundan genel bütçeye, istihdamı arttırmak için de olsa kaynak aktarmak ve bu husususun sık sık tekrarlanan kolaycı bir yaklaşım olarak karşımıza çıkması fonun aktüerya dengelerini alt üst edecek, işsizlerin artması halinde fonu işsizlik ödeneklerini karşılayamaz hale getirecektir. Bu yöntem yerine, yani işverenlere prim desteği sağlamak yerine, işsiz kalanların ve işsizlerin fondan yararlanma koşullarının iyileştirilmesi ve kolaylaştırması yanında, işsizlik ödeneğinin işsizlerin asgari ihtiyaçlarını karşılayacak düzeye çıkarılmasının sigorta tekniği ve sosyal devlet ilkesi bakımından daha uygun olacağını düşünmekteyiz.
Bu nedenlerle 5920 sayılı “İş Kanunu, İşsizlik Sigortası Kanunu ve Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un yüksek makamınızca onaylanmayıp, bir kez daha görüşülmek üzere TBMM’ne iade edilmesi hususunu bilgilerinize ve takdirlerinize sunarız.
Saygılarımızla,
Tayfun GÖRGÜN Süleyman ÇELEBİ
Genel Sekreter Genel Başkan