e-Mail Grubu

Banner 4

Banner 3

Banner 2

Başlık TÜRKİYE’DE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

 

DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün Bursa’da “23. İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası” açılış toplantısında yaptığı konuşma

 

TÜRKİYE’DE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

 

Biçimsel olarak bakıldığında, ülkemizde, iş sağlığı ve güvenliği alanında bazı sorunlar bulunmakla birlikte, yasal düzenlemelerin güçlü ve iyi örülmüş bir yapısının bulunduğu söylenebilir. Ancak, özellikle 4857 Sayılı İş Yasası’nın yürürlüğe girmesinin ardından ortaya çıkan gelişmeler, yasal düzenlemelerde bir dağınıklık ve geriye gidişi ifade edecek şekildedir.

 

Öte yandan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi 2006-2008’de “İş sağlığı ve güvenliği alanında mevcut AB direktiflerinin uyumlaştırılmasının ve Türk mevzuatına kazandırılması çalışmalarının büyük oranda tamamlandığı” belirtilmektedir. Ayrıca “Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 155 ve 161 sayılı iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin sözleşmelerinin kabul edildiği belirtilerek 33 adet iş sağlığı ve iş güvenliği yönetmeliğinin yayınlandığı, vurgulanmaktadır.

 

MEVZUAT BOL, ANCAK...

Ancak oldukça eski bir tarihsel geçmişi bulunan ve kesintisiz olarak yeni yasal düzenlemelerle desteklenen iş sağlığı ve güvenliği konusunun, günümüz Türkiye’sindeki durumu ne yazık ki içler acısıdır. Günümüz Türkiye’sinin iş yaşamı, geçen yıl İstanbul Davutpaşa’da bir iş merkezinde meydana gelen patlamada 23 kişinin ölmesiyle ve İstanbul Tuzla/Tersaneler Bölgesinde son bir yıl içinde ölen işçi sayısının 90’a ulaşmasıyla anılır olmuştur. Uzun yıllar ortalaması olarak, her yıl 80 bin dolayında iş kazası gerçekleşmekte ve gerçek sayısı belirlenemeyen meslek hastalıkları ortaya çıkmaktadır. İş kazalarında yıllık ölüm sayısı binlerle ifade edilmektedir. Ülkemizde meydana gelen iş kazalarının üçte ikisi 50’den az işçi çalıştıran işyerlerinde ortaya çıkmaktadır. Oysa bu küçük işyerleri toplam işyeri sayısının yüzde 98’inden fazlasını oluşturmakta ve bu işyerlerinde toplam çalışanların ortalama yüzde 55’i istihdam edilmektedir.

 

Ülkemizdeki “gelişmiş ve oldukça köklü mevzuata” göre ise, 50’den az işçi çalıştıran işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği kurulları oluşturulmamakta, iş yeri hekimi başta olmak üzere sağlık görevlisi zorunluluğu bulunmamaktadır.

 

Meslek hastalıklarıyla ilgili olarak durum daha da acıklıdır. Çünkü dünya ülkelerinde meslek hastalıklarının görülme sıklığı çalışan nüfusun %4’ü ile %12’si arasında değişmektedir. Bu değerlere göre Türkiye’de 30 bin ile 100 bin arasında meslek hastalığı beklenmelidir. Oysa Sosyal Güvenlik Kurumu İstatistiklerinde bu sayı 1200 dolayında seyretmektedir. Buradan çıkan sonuç Türkiye’de meslek hastalığına ilişkin önlem almak bir yana, varlığını ortaya çıkaracak tespitlerin bile yapılamadığı gerçeğidir.

 

Dolayısıyla resmi istatistikler ülkemizde iş sağlığı ve güvenliğine gereken önemin verilmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bütün ayrıntılı düzenlemelere karşın yasa, yönetmelik ve uygulamalarda çok büyük yetersizliklerin bulunduğu da ifade edilmelidir.

 

Aslında ortadaki çaresizliği “Ulusal İş Sağlığı Ve Güvenliği Belgesi-2 2009-2013” metninde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ifade etmektedir. Bu belgede İş Sağlığı Ve Güvenliği Konusunda Mevcut Sorunlar” başlıklı bölümde dağınık biçimde de olsa aynen şöyle söylenmektedir: “Türkiye’nin iş sağlığı ve güvenliği sorunları, ülkenin genel sosyo-ekonomik gelişmişlik ve eğitim düzeyi, işsizlik ve kayıt dışı ekonomiyle doğrudan ilgilidir. Ülkemizde alt işverenlik uygulaması giderek yaygınlaşmaktadır. Bu uygulamanın yoğun olduğu sektörlerde iş sağlığı ve güvenliği sorunları devam etmektedir. KOBİ’lerde meydana gelen iş kazası oranı halen çok yüksektir.”

 

 

İş sağlığı ve güvenliği konusunda yeterli denetim yapılamamakta ve her yıl ancak işyerlerinin %4-5’i zar zor denetlenebilmektedir. Böyle bir anlayış dolayısıyla 4857 Sayılı iş yasasının arkasından çıkan yönetmelikler ve son yapılan ek yasal düzenlemeler, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini iyice “piyasa koşullarına” terk etmekte ve bu hizmetleri taşeronlardan alınır hale getirerek kayıt dışılığa doğru hızla yöneltmektedir. Böyle bir anlayış dolayısıyla Çalışma Bakanlığı ve ilgili kurumlar yasal düzenlemeler alanında ve uygulamada çeşitli adımlar atmaya çalışmasına rağmen, 50’den az işçi çalıştıran işyerlerinde hiçbir düzenleme ve denetim bulunmamaktadır. Oysa iş kazalarının yaklaşık %60’ı bu işyerlerinde gerçekleşmektedir. Böyle bir anlayış dolayısıyladır ki, resmi rakamlara göre, çalışanların %55’nin kayıt dışı olduğu ülkemizde, ortaya çıkması muhtemel meslek hastalıklarının ellide biri bile belirlenememektedir. Dünyada iş sağlığı ve güvenliği alanındaki her yüz olaydan yaklaşık 55’ni meslek hastalığı, 45’ini iş kazası oluştururken Türkiye’de 99.9’nu iş kazası oluşturmaktadır.

 

Bugün Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının uygulanmasında en etkin kurum Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının İş Teftiş Örgütüdür. Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği alanında insan gücünün büyük bölümü bu kaynaktan beslenmiştir. Ancak İş Teftiş Örgütü tüm işyerlerinin ancak %4’ünü denetleyebilmektedir. Bu nedenledir ki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2006–2008 eylem planında iş kazalarının %20 azaltılacağının öngörülmüş olmasına karşılık bu hedefe ulaşılamamıştır.

 

ÇÖZÜM YOLU: DEMOKRATİK DENETİM!

Sonuç olarak Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana gelen yasal ve kurumsal düzenlemelere, Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde ortaya çıkan gelişmelere ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ilgili sözleşmelerinin kabul edilmesiyle sağlamlaştırılan yasal çerçeveye rağmen, tercih edilen ekonomik-sosyal ve siyasal gelişme modelinin bir sonucu olarak, iş sağlığı ve güvenliği konusunda hiçbir şekilde dengeli, sağlıklı ve yeterli düzeyde bir gelişme elde edilememiştir; edilememektedir. Bugüne dek çok yönlü olarak geliştirilebilen önlemlerden sonuç alınabilmesi ve iş sağlığı ve güvenliği alanında amaçlara ulaşılabilmesi için;

 

1-                 İşverenlerin çıkarları doğrultusunda, piyasa koşullarını yasal hüküm haline getirerek çıkarılan 4857 Sayılı İş Yasası, merkeze “insan sağlığı ve güvenliğini” alan çağdaş bir yapıya kavuşturulmalıdır.

2-                 12 Eylül cuntasının baskıcı ve anti demokratik anlayışıyla hazırlanan ve hala varlığını sürdüren 2821 Sayılı Sendikalar Yasası ile 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Yasası yürürlükten kaldırılarak, özgürlükçü ve katılımcı bir demokratik düzenleme gerçekleştirilmelidir. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin uygulamada denetlenebilmesinin tek yolu, sendikalar eliyle demokratik denetim sistemlerinin oluşturulmasıdır.

3-                 İş sağlığı ve güvenliği konusuna piyasa koşullarına bağlı ekonomik ve faydacı yaklaşım terk edilerek, iş sağlığı ve güvenliği yasası, sendikaların üniversitelerin, mühendis ve mimar odalarının, Tabipler Birliğinin, Barolar Birliğinin katılımının sağlandığı ve görüşlerinin yansıtıldığı bir çerçevede düzenlenmelidir.

4-                 Hemen ve acil olarak, iş sağlığına ilişkin düzenlemelerin bütün çalışanları kapsaması sağlanmalı, 50 kişi çalıştırma koşulu kaldırılmalıdır.

5-                 İş sağlığı ve güvenliği önlemleri, kamusal bir alan olarak, sosyal devlet anlayışı içinde ve katılımcı bir çerçevede yaygınlaştırılmalı, özellikle yüksek risk taşıyan sektörlerde acil olarak, bu hizmetlerin dışarıya yaptırılmasının ya da taşeronlaştırılmasının önüne geçilmelidir. 

6-                 İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin politikaların oluşturulmasında sendikaların, meslek odalarının, üniversitelerin katılımı sağlanarak kararlar alınmalıdır.

7-                 İşyeri hekimi, sağlık memuru, hemşire ya da iş güvenliği görevlililerinin mesleki bağımsızlıkları sağlanmalıdır.

8-                 Konuya ilişkin bilimsel araştırma yapacak kurumlar oluşturulmalı çalışma koşulları ile iş sağlığı ve güvenliği arasındaki neden sonuç ilişkileri ortaya çıkarılmalıdır.

9-                 Eğitim ve öğretim programlarında, özellikle orta öğrenimde iş sağlığı ve güvenliği konusu ağırlıklı biçimde ele alınmalı, üniversitelerde iş sağlığı ve güvenliği bölümleri oluşturulmalıdır.

10-             İşyerlerinde, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenebilmesi amacıyla “önce insan” anlayışı yerleştirilmeli ve çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimine önem verilmelidir.

11-             Kayıt dışı ekonominin, gerek kamusal denetim, gerekse sendikalar aracılığıyla demokratik denetim sistemleri kullanılarak kayıt altına alınması mutlaka sağlanması gereken bir sonuçtur.

12-             Çocuk emeği ile kadın işçilik konusu üzerinde özellikle durulmalı ve bu konuda etkili önlemler yürürlüğe konulmalıdır.

13-             İş kazaları ve meslek hastalıklarında kurumsal alt yapı geliştirilmeli, hastaneler ve sağlık kuruluşları yaygınlaştırılmalıdır.

14-             İş sağlığı ve güvenliği alanındaki tüm önlem ve uygulamalar hiçbir karşılık ve sınırlama olmaksızın gerçekleştirilmeli, bedeller genel bütçeden karşılanmalı ancak kayıt dışı çalışan ya da iş kazası ve meslek hastalığının ortaya çıkmasında kusurlu bulunan işverenlere bu yükler yüklenmelidir.

 

BAŞBAKAN’A AÇIK MEKTUP: “Güneşi balçıkla sıvamaya çalışırken, DİSK’e çamur atmayın!”
Sayın Başbakan, DİSK, hiçbir karalamaya aldırmadan, özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik ve sosyal yeni bir anayasa hedefiyle mücadelesine devam edecektir! “Masal” çocuklara anlatılır ve çocukluk döneminde hayatı öğretme yollarından biridir. Çocukluk dönemlerini geride bırakan ve hayatın cefalı yollarından geçmiş örgütlerin “masallara” karnı toktur. Bu ülkenin çalışanlarının masallara değil, gerçek özgürlüklere ve ekmeğe ihtiyaçları var. Bulunduğunuz makama gelirken bunları vaadettiniz. Öyleyse yapmanız gereken şey görevinizi hatırlamanızdır…

DİSK OLEYİS'E VE ÜYELERİNE SONUNA KADAR SAHİP ÇIKACAKTIR!..
DİSK Genel Başkanı Süleyman ÇELEBİ tarafından kamuoyu ve işçilerden gizle-nerek yapılmak istenen OLEYİS Genel Kurulu ile ilgili olarak DİSK Yönetim Kurulu adına yapılan basın açıklaması:

İTİRAZ ETTİĞİMİZ DÜNYAYI DEĞİŞTİRME UMUDUMUZ VAR!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Avrupa Sosyal Forumu (ASF) İstanbul 2010 kapanış yürüyüşünde yaptığı konuşma...

İnsanların, acınmaya değil, işe ihtiyacı var, sadakaya değil, aşa ihtiyacı var!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Avrupa Sosyal Forumu’nda, “Krizin Türkiye’ye etkileri ve İşçi Katılımı” forumunda yaptığı konuşma...

ANTİDEMOKRATİK YASALARLA VARLIKLARINI SÜRDÜRENLER, DİSK’İ RECM KUYULARINDA TAŞLAYARAK SINIF MÜCADELESİNİ ENGELLEYEMEZLER!..
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Belediye-İş Sendikası Genel Başkanı Nihat Yurdakul’un “DİSK ve Genel-İş’i PKK yönetiyor” iftiralarına karşı yaptığı açıklama...

OYALAMA DEĞİL, ULUSLARARASI STANDARTLARA UYUM İSTİYORUZ!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, ILO Konferansı’yla ilgili DİSK Genel Merkezi’nde bir basın açıklaması yaptı. Çelebi açıklamasında, “Türkiye geçtiğimiz yıllarda da ‘yasal düzenlemelerin uyumsuzluğu’ ve ‘uygulamaların sendikal hakları ihlal etmesi’ nedenleriyle çeşitli defalarda ILO gündemine geldi. Türkiye’nin Aplikasyon Komitesi’nde kara listelere alınması bizleri hep üzdü ancak hükümet üyeleri bundan hiçbir zaman ders çıkarmadılar. Hükümetler, askeri müdahaleden sonra anayasa ve sendikal yasaların değiştiği 1982 yılından bugüne kadar yaklaşık 30 yıldır her ILO Konferansı’nda sendika yasalarını değiştirmek üzere olduklarını belirterek farklı mazeretlerle gecikme yaşandığını ifade ettiler” dedi…

TAŞERONLAŞTIRMA İŞ CİNAYETİ, KAN VE GÖZYAŞI DEMEKTİR!..
Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü’ne bağlı yeraltı kömür ocağında 17 Mayıs 2010 tarihinde saat 13:30 civarında patlama meydana geldiği; patlamanın ardından -160, -360 ve -460 kodundaki işçilerin ocaktan tahliye edildiği; 10 işçinin yaralı olarak kurtarıldığı ve Zonguldak Valiliği’nden yapılan açıklamaya göre de "Maden ocağının eksi 540 kodunda çalışan taşeron firmanın 30 işçisine henüz ulaşılamadığı" haberleri bizleri derin bir kaygıya sevketmiştir. Taşeron üretiminin kan, ölüm ve gözyaşı olduğu bir kez daha görülmüştür. Kamu maden ocaklarında taşeron uygulamalarına derhal son verilmeli ve taşeron olarak çalışan işçiler kadroya alınarak TTK işçilerinin sahip olduğu haklara kavuşturulmalıdırlar. Özel sektör madenciliğinde kamunun denetim ve yaptırım koşulları yeniden düzenlenmeli ve iş sağlığı ve güvenliğine dönük önlemlerin eksiksiz alınmasında tavizsiz bir yol izlenmelidir...

GÜVENCESİZ ÇALIŞMA GÜVENCESİZ GELECEKTİR...
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün, DİSK ve KESK’in ortaklaşa düzenlediği “Güvencesiz Çalışma Güvencesiz Gelecektir” sempozyumunda yaptığı konuşma...

DENETİMSİZLİK VE İHMAL HER YERDE CAN ALIYOR!
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün, Yalova’nın Çitlikköy ilçesinde, gece vardiyasında çalışan 5 kadın işçinin ölümü ile ilgili açıklaması: "Denetimsizlik ve ihmal her yerde can alıyor!"

Eğitim sistemindeki sorunlar ivedilikle çözülmeli, gerici/faşizan kadrolaşmalar dağıtılmalıdır!
İstanbul Çekmeköy’deki Mehmetçik Lisesi’nde geçen ay yapılan TEKEL işçilerine destek eylemine katılan 200 öğrencinin disipline verilmesinin ardından içlerinden 24 öğrencinin dayanışma etkinliği düzenledikleri gerekçesiyle okulla ilişiği kesildi. Toplumsal hafızamızda “Manisalı Gençler”i akla getiren bu olay ilk değildi ve eğitim sistemindeki temel parametreler değiştirilmeden, gerici/ırkçı kadrolaşmalar dağıtılmadan son da olmayacaktır…

• İŞSİZLERİN “SİYASİ GÜÇLERİ” OLMADIĞI İÇİN Mİ HÜKÜMET İSTİHDAM YARATMAMAKTADIR?
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan bugün yaptığı bir mülakatta “işsizlerin sendikalarca da savunulmadığını, sahipsiz olduklarını ve dolayısıyla da siyasi bir güçlerinin olmadığını” söylemiştir. DİSK daha 3 Mart 2010 tarihinde yaptığı açıklamada “İşsizliğin karabasana dönüştüğünü; resmi rakamlarla bir önceki yılın aynı ayına göre işsizlik oranının resmi rakamlarla 3 puan, işsiz sayısı ise 860 bin kişi artmış durumda olduğunu; ancak asıl dikkat çekici olan konunun işgücüne katılma oranlarındaki düşüklük olduğunu; Türkiye’nin, uygulanan yanlış ekonomi politikalarının bedelini ağır işsizlik ve atıl işgücü ile ödediğini; krizi kendileri için fırsata çeviren, servetlerini katlayan işverenlerin yanında, bugün işsiz kalan, ücretleri düşürülen, ücretsiz izinlere mahkum edilen milyonların sesinin neden hükümet çevrelerince duyulmadığını söylemiştir…

DİSK ASGARİ ÜCRETİN İPTALİ İÇİN DANIŞTAY’DA DAVA AÇTI!..
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, asgari ücreti düzenleyen 55. maddesinde “Asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartlarının da göz önünde bulundurulacağı” ifade edilmekte ve ikinci fıkrasında da devlete, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alma görevi verilmektedir. DİSK, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplandığı günden itibaren çalışanların aileleri ile birlikte insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürmelerine yetecek bir asgari ücret belirlenmesi için önerilerini dile getirmiştir. DİSK, önerilerinin hiçbirini dikkate almayan komisyonun, devlet ve işveren temsilcileri ile elele verip aldığı hukuka aykırı bu tespit kararının iptali için Danıştay’da iptal davası açmış ve yürütmenin durdurulmasını talep etmiştir...

DARBELERLE HESAPLAŞILMADIKÇA KATLİAMLAR “ÖRTÜLÜ” KALACAKTIR!..
12 Mart 1971 Darbesi ve 12 Mart 1995 Gazi Mahallesi katliamı, Türkiye'nin yakın tarihinde, demokratikleşme sürecini sekteye uğratan, özgürlükleri ve insan haklarını ayaklar altına alan önemli dönüm noktalarındandır. Darbelerle hesaplaşılmadığı ve darbe yasaları yürürlükte olduğu için katliamların da üzerine gidilmemiş ve aydınlatılmamışlardır… 12 Mart 1995’te ise, İstanbul Gazi Mahallesi’nde 3 kahvehane ve 1 işyerinin taranması sonrası çıkan ve ertesi güne yayılan olaylarda halkın üzerine ateş açılmasının ardından 17 kişi hayatını kaybetmişti. Katliamın üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen hâlâ sorumluları cezalandırılmamıştır; bu da toplumsal vicdanın kanamaya devam etmesine yol açmaktadır…

ÇALIŞMAK BİR DERT, ÇALIŞAMAMAK BİN DERT: İŞSİZLİK KARABASANA DÖNÜŞTÜ!..
Türkiye, giderek büyüyen işsizler ordusunun çalışma yaşamı üzerinde yarattığı karamsar tablonun gölgesinde, krizin etkilerini tartışıyor. Resmi rakamlarla bir önceki yılın aynı ayına göre işsizlik oranı resmi rakamlarla 3 puan, işsiz sayısı ise 860 bin kişi artmış durumda. Ancak asıl dikkat çekici olan konu işgücüne katılma oranlarındaki düşüklük. Türkiye’de 15 yaş üzeri nüfusun sadece yüzde 47’si çalışma yaşamına dahil oluyor. Bu oran Avrupa ortalamasında yüzde 65 düzeylerinde seyrediyor. Yani çalışmayı talep etmeyen atıl bir nüfusla karşı karşıyayız. Bunların arasında çalışmaya hazır olup, iş aramayan umutsuzlar, mevsimlik çalışanlar da var...

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi: AKP, 12 EYLÜL ÜRÜNÜ ANTİDEMOKRATİK YAPILANMALARI TASFİYE ETMEYİ DEĞİL, KENDİ ANLAYIŞIYLA YENİDEN ŞEKİLLENDİRMEK İSTİYOR!..
AKP iktidarının toplumun ihtiyaçlarına rağmen, 12 Eylül döneminin anti demokratik ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı 82 Anayasası’nın bir ürünü ve yargı bağımsızlığının önündeki en büyük engel olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu (HSYK), demokratik toplum gereklerine uygun bir biçimde değiştirmek yerine, yargının siyasallaştırılması ve etkisizleştirilmesinin bir aracı olarak kullanmak istediği bugünkü tartışmalarda daha net görülmektedir. Yani AKP politikalarına bakıldığında, 12 Eylül anlayışıyla dizayn edilen antidemokratik (HSYK, YÖK, RTÜK vb.) yapılanmaları tasfiye etmeyi değil, bu kurumları kendi anlayışı ve inisiyatifi doğrultusunda yeniden şekillendirmek istediği söylenebilir. Ekonomide neo-liberalizmi, siyasette de yeni bir iktidar biçimini oturtmaya çalışan AKP “demokrasi havariliği ve yenilikçilik” cübbesini giyinerek, geleneksel devlet kurumlarıyla çatışmaktadır. Bu çatışmalardan toplum ve emekçiler lehinde olumlu bir gelişme veya demokratik bir yönelim beklemek ham hayalcilikten ibarettir…

24 Ocak karabasanı işsizlik ve yoksullukla sürüyor!..
Bugün, uygulanması için 12 Eylül gibi bir askeri dikta rejimine ihtiyaç duyulan ve Türkiye ekonomisi açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirilen, IMF'nin ve yerli tekellerin dayatmaları doğrultusunda alınan 24 Ocak kararlarının 30. yıldönümü. Türkiye ekonomisinin kaderini, çokuluslu şirketlerin biçimlendirdiği, uluslararası ekonomik sisteme tam olarak entegre etmeyi amaçlayan, sadece ekonomik sistemi değil, bir bütün olarak toplumsal yaşamı dönüştürmeyi ve paranın koşulsuz egemenliğini hedefleyen bu düzenlemelerin hayata geçirilmesinden 30 yıl sonra ne yazık ki önemli bir mesafe kat edildiğini görmekteyiz...

DİSK 2009 DEĞERLENDİRMESİ VE 2010 MÜCADELE HEDEFLERİ...
2009 yılında Türkiye’de ekonomik, sosyal ve politik bakımdan sorunlar birikmiş, farklı ve değişik süreçlerin etkisi altında bir “kaos” dönemi hâkim hale gelmiştir. Cumhuriyet tarihinin ve elbette kapitalizmin en derin ekonomik krizlerinden biri yaşanmış, yıllardır biriken sorunlara krizin çok ağır ekonomik ve sosyal sonuçları eklenmiş, bütün bu sorunlar çözüm yoluna girmeden 2010 yılına aktarılmıştır. Demokrasi ve özgürlüklere en fazla ihtiyacı olan toplumsal kesimler baskı altında tutulup, hukuksuz uygulamalar yaygınlaşmışken, 12 Eylül Anayasası’nın virgülüne dokunmayanlar, “demokratikleşme” adı altında Türkiye’yi kendi politik ihtiyaçları doğrultusunda değiştirme ve dönüştürmeye koyulmuşlardır…

ASGARİ ÜCRET ARTIŞI YENİ YILDA, ÇALIŞAN YENİ YOKSULLAR YARATACAKTIR!
2010 asgari ücreti toplumun beklenti ve ihtiyaçlarını dikkate alınmayarak, belirlenmiştir. 2010 yılı için artış oranı brüt asgari ücret için yüzde 5,2 net asgari ücret için yüzde 5,7’dir. Günlük artış miktarı 1 TL’dir. Aylık artış miktarı ise 31 TL’dir. Böylece asgari ücrete, günlük 1,3 simitlik zam yapılmıştır. Fakat 2009 yılında temel gıda ürünlerinin fiyatlarının ve konut harcamalarının ortalama yüzde 11 oranında artması nedeniyle asgari ücretli 2 simitlik bir kayba uğramıştı. Yeni zam asgari ücretlinin elinden alınan 2 simitten birini yerine koymuştur. Günlük 1 TL’lik sembolik asgari ücret artışı, çalışanların yoksulluğa terk edilmesidir…

HAK GASPINDA YENİ BİR ADIM: KEY KESİNTİLERİ BİR KEZ DAHA ÖTELENDİ!
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün KEY kesintilerine ilişkin açıklaması...

HÜKÜMET İŞÇİLERİ VE İŞSİZLERİ TEĞET GEÇİYOR
Hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program; güvencesiz çalışmanın yaygınlaşmasını, sağlık hizmetlerinin azaltılmasını ve halkın birikimlerinin özelleştirilmesini içeriyor.

DİSK’in “Özel İstihdam Büroları’nın Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi” Hakkında Kanun değişikliğine ilişkin görüşleri
DİSK’in “Özel İstihdam Büroları’nın Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi” Hakkında Kanun değişikliğine ilişkin görüşlerini DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e sundu...

DİSK GENİŞLETİLMİŞ BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ
Siyasal iktidarı ve işveren örgütlerini uyarıyoruz; işten atılmalar ve işsizlik ile boğuşurken, kıdem tazminatlarının kaldırılmasını aklınızdan bile geçirmeyin!..

TÜRKİYE’DE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün Bursa’da “23. İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası” açılış toplantısında yaptığı konuşma...

KRİZE KARŞI SOSYAL BİR PROGRAMIN GÜNCELLİĞİ
9 Nisan 2009 tarihinde “Küresel Ekonomik Gelişmeler Karşısında Çalışma Hayatının Değerlendirilmesi” gündemi ile toplanan Üçlü Danışma Kurulu’na sunulan “Krize Karşı Sosyal Bir Programın Güncelliği” konusunda Konfederasyonumuz tarafından hazırlanan rapor ekte sunulmaktadır.

KRİZ PSİKOLOJİK DEĞİL, OLDUKÇA EKONOMİK VE GERÇEK!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Başbakan’ın krizle ilgili olarak “Türkiye’deki olay psikolojiktir” demesine karşı açılması:... Elimizde krizin tam ortasında olduğunu gösteren birçok rakam zaten var ama garip bir tesadüftür ki; Başbakan’ın bu beyanatı yaptığı gün, TÜİK “İmalat Sanayinde Çalışanlar Endeksi III. Dönem Sonuçları”nı açıkladı. Buna göre, 2008’in üçüncü çeyreğinde imalat sanayinde çalışanların sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2.4 azalmıştır...

ETKİNLİK TAKVİMİ
Eylül 2010
Pt
Sa
Ça
Pe
Cu
Ct
Pz
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
 
P: EBAY
ETUC sitesine ulaşmak için tıklayınız... ITUC sitesine ulaşmak için tıklayınız...