KRİZE KARŞI SOSYAL BİR PROGRAMIN GÜNCELLİĞİ
İşyerlerinden, sanayi bölgelerinden gelen haberler, günlük gözlemler ve nihayet bütün göstergeler ekonomik krizin derinleşerek devam ettiğini gösteriyor. İşsizlik kitleselleşiyor, sanayi üretimi geriliyor, Milli Gelir azalıyor. Son açıklanan sanayi istatistiklerine göre üretim Şubatta %23 oranında küçüldü. Son verilerden bir diğeri GSMH’nın da 2008 yılının son çeyreğinde % 6,8 oranında azaldığını ortaya koyuyordu. Bütün bunlar krizin çok ağır sonuçlara yol açtığını gösteriyor. Dip noktasına henüz gelinmemiş olduğunu ve krizin uzun süreceğini, ağır toplumsal sonuçlara yol açacağını da gösteriyor.
ÜZERİ ÖRTÜLEMEYEN KRİZ
İlk işaretlerin görüldüğü Eylül 2008’den bu yana, AKP iktidarı ve Başbakan krizin varlığını sürekli olarak reddetmiştir. Fakat ekonominin ve sosyal hayatın somut gerçeklikleri, iddialarla demeçlerle hiçbir zaman gizlenememiştir. 2008 son döneminden bu yana açıklanan bütün ekonomik ve sosyal göstergeler krizin dip noktaya doğru hızla ilerlemekte olduğunu ortaya koymuştur.
29 Mart yerel seçim sonuçları krizin sahici olduğunu ortaya koymuştur. Krizin tahribatı seçim sonuçlarına da yansımıştır. Bir diğer olgu, G-20 ülkeleri zirvesinde dünya ekonomik krizinin toplumsal sonuçlarının derinleştiğinin ifade edilmesidir. Türkiye’nin de imzasının bulunduğu sonuç bildirgesinde “Öyle bir kriz ki son buluşmamızdan bu yana daha da derinleşti ve her ülkedeki kadın, erkek ve çocuğu etkiliyor” görüşüne yer verilmiştir.
“Kriz yok” biçimindeki resmi görüşler, zaman kaybına yol açmış, krizin gerçek bir sosyal yıkıma doğru yönelmesini hızlandırmıştır. Hükümetin uygulamaya koyduğu bir dizi geçici, ara tedbir krizin yol açtığı ekonomik ve sosyal tahribatı engellemekten uzak kalmıştır.
Resmi verilere göre krizin seyrini ortaya koyan bazı göstergeler
|
Gösterge |
Kaynak |
Gelişmeler |
|
Sanayi
Sektörü
İşsizliği
|
TÜİK Üç aylık Sanayi İşgücü girdi göstergeleri Bülteni |
2008 yılında istihdam küçülmesi
Enerji sektörü % 4
Tekstil sektörü istihdamı % 8
Ağaç Ürünleri sektörü %10
Radyo-TV,haberleşme cihaz sektörü %11 |
|
Toplam
İşsizlik |
TÜİK, Hane halkları ve işgücü anketi Aralık 2008 |
İşsizlik oranı %13,6 işsiz kalan sayısı 838 bin kişi.
Toplam resmi işsiz sayısı 3 milyon 274 bin kişi
Düzeltilmiş gerçek işsizlik oranı %22,5
işsiz kalan sayısı 1 milyon 300 bin kişi.
Toplam işsiz sayısı 5 milyon 998 bin kişi |
|
GSMH |
TÜİK Sektörler İtibariyle GSMH Hesapları Bülteni |
2008’in son üç ayında GSMH geçen yılın aynı dönemine göre %6,2 oranında küçülmüştür. |
|
Sanayi Üretimi |
TÜİK, Aylık Sanayi Üretim Endeksi Bültenl |
Türkiye sanayi sektöründe fiziki üretim hacmi, Şubat 2009’da, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık dörtte bir oranında (%23) oranında gerilemiştir. Bu1979-1980’den beri görülen en büyük daralmadır. |
|
İmalat sanayi Kapasite
Kullanımı |
TÜİK, İmalat Sanayisinde Eğilimler Anketi |
İmalat sanayi Kapasite Kullanım Oranları 1980’lerden beri ilk kez hızla düşmüştür. 2009 Ocak ve şubat aylarında %63,8 olmuştur. |
|
Kapanan
şirketler |
TÜİK, Kurulan Kapanan Şirketler İstatistikleri |
Eylül-2008 ile Şubat 2009 dönemleri arasında kapanan sermaye şirketi sayısı 5.490 adettir. Kapanma oranı %28 olmuştur. (Açılan her 100 yeni şirkete karşılık kapanan şirket sayısı) Halbuki bir önceki yılın aynı döneminde kapanma oranı %20 idi. |
|
Tüketici Fiyatları |
TÜİK, Tüketici Fiyatları Endeksi |
Tüketici fiyatları artış eğilimi hızlanmıştır. Bu durum hayat pahalılığını artırmaktadır.
12 Aylık Ortalamalara göre Mart 2009’da yıllık fiyat artışı ortalaması %10,3’tür.
Oysa geçen yılın Mart ayında 12 aylık ortalama fiyat artışı %8,4 idi.
Temel ürünlerin fiyat artışları ise şöyledir:
Gıda ürün fiyat artışları %12 Konuta dair tüketim ürünleri fiyatları artışı ise %20, 1’dir. |
|
İş- Kur’a
başvuru |
Türkiye İş Kurumu Aylık İstatistik Bültenleri |
Eylül 2008-Şubat 2009 döneminde kuruma iş bulmak için başvuran sayısı yaklaşık 775 bin kişidir. Eylül 2007-Şubat 2008 döneminde başvuranların sayısı ise 396 bin kişi idi. |
|
İşsizlik Ödeneği
başvurusu |
SGK İstatistikleri |
Eylül 2008-Mart 2009 döneminde işsizlik ödeneği için başvuranların toplam sayısı 324 bin kişiye ulaşmıştır. Bir önceki yılın aynı döneminde başvuran sayısı ise 161 bin kişi idi. |
|
Kısa
Çalışma Ödeneği
Başvurusu |
ÇSGB istatistikleri |
Kasım 2008-mart 2009 döneminde yararlanan işletme sayısı 131 işçi sayısı 19 bindir.
49 firmanın başvurusu reddedilmiş, 76 işletme başvurusunu geri çekmiştir.
1.245 işletmenin başvurusunun incelenmesine devam edilmektedir.
Bütün bu veriler Kısa çalışma ödeneğinin 5 aylık sürede işlevsiz olduğunu geriye kalan 1 aylık sürede işlevli olmasının mümkün olmadığını ortaya koymuştur. |
SOSYAL BİR PROGRAMIN ANAHATLARI
Krizin en somut olumsuzluğu işsizliğin kitleselleşmesi ve yoksulluğun yaygınlaşmasıdır. Bu olumsuzluklar çok büyük bir emekçi kitlesi için varlık-yokluk sorunu haline gelmiştir. Türkiye’de hane başına düşen nüfus 4,5 kişidir. İki kişinin çalıştığı haneler dışarıda tutulursa her çalışan bir kişinin ailenin diğer üç kişisinin geçimini sağlamaktadır. Bu nedenle, her yeni işsiz aslında çekirdek ailenin yoksulluğa hatta açlığa terk edilmesi anlamına gelmektedir.
Krizin yol açtığı, işsizlik, gelir kaybı, sigortadan yoksunluk gibi sosyal ve üretim kaybı, işyeri kapanması gibi ekonomik tahribatın etkileri bir süre sonra kendisini daha yakıcı biçimde gösterecektir. Henüz daha telafi edici unsurlar, sigorta sağlık hizmetinden yararlanma, alınan tazminat vb gibi tükenmemiştir.
Bu somut olgular krize karşı bütünsel, uzun vadeli, kapsamlı bir Sosyal Programın hayata geçirilmesini zorunlu kılıyor. Bu programın hayata geçirilmesi insan kaynağını ve onun birikmiş emek gücünü korumak ve toplumun geleceğe umutla bakması için çok büyük önem taşımaktadır. Programın hayata geçirilmesi ile işsizliğin azaltılması, sağlık ve sosyal korumanın etkin hale gelmesi, ailenin korunması ve satınalma gücünün artırılması mümkün hale gelecektir.
“Krize Karşı Sosyal Program”ımızı, Ocak 2009’da kamuoyuna sunmuştuk. Sosyal Program uzun vadeli, kalıcı ve bütün toplumun çoğunluğunu kapsayan tedbirleri içirmekteydi. Krizin şiddetini artırması ve derinleşme eğilimi göstermesi programda ifade edilen taleplerin hayata geçirilmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur.
Krizin derinleşmesi eğilimi, kamunun gerek ekonomik politikalar, gerekse sosyal politikalar bakımından aktif bir rol almasını zorunlu kılmaktadır. Bütünsel, uzun vadeli, iç tutarlılığı olan sosyal programın kamunun aktif düzenleyiciliği olmadan uygulanması mümkün değildir.
Bu noktada kamunun düzenleyici rolüne ilişkin bazı konulara belirtmekte yarar vardır. Kriz koşullarında, kamunun yatırımlar yoluyla istihdamın artırılması ve sosyal talepleri karşılayan politikalar izlemesi çok önemlidir. İstihdam artırıcı kamu yatırımlarının işsizliğe karşı ciddi bir tedbir olduğu kadar, piyasaları düzenleme gibi bir işleve de sahiptir.
Kamunun rolü
Kamunun sosyal düzenlemeleri istihdamı geliştirmeye, işsizliğin yol açtığı ekonomik ve moral kayıpları telafi etmeye gelir dağılımı bozukluğunu düzeltmeye ve yoksulluğu önlemeye odaklanmalıdır. Kamunun etkin rolü kriz döneminde sağlık hizmetlerinden mahrum kalanlar için de hayati öneme sahiptir. Katkı payı ödememek için sağlık sorununu kamu acil servisine başvurarak çözmeye çalışanların sayısının Ocak 2009’da 822 bin kişi olduğu dikkate alınırsa sorunun büyüklüğü görülmüş olur.
Kriz sürecinde dikkat çeken önemli olgulardan birisi bölgesel gelişmişlik farklılıkların yoksulluk ve mahrumiyet lehine büyümesidir. Sorununu çözümünde kamunun izleyeceği politikalar belirleyici öneme sahiptir. İstihdam artırıcı, bölgenin sosyal ve ekonomik özelliklerine uygun yatırımların tercih edilmesi bu konuda atılması gereken ilk adımlardan birisidir. Böylece iç göçü önlemek, tarımsal üretim ve istihdamı dengelemek gibi katkıların yanında iç talebi artırmak da mümkün hale gelecektir.
Kalıcı, uzun vadeli ve eş zamanlı alınan tedbirler bütünü
Krize karşı alınan tedbirlerde kamunun aktif rolü çağdaş sosyal devletin, yurttaşlara duyduğu sorumluluğun bir gereğidir. Fakat tedbirler kısa vadeli, birbirini tamamlamayan, sorunların bir kısmını el alan şekilde tasarlanır ve uyulamaya konulursa krize çare olamaz. Tam tersine sonuçlar da doğurabilir ve m kaynaklar hem toplumun enerjisi yok edilmiş olur.
Çok önemli bir başka nokta kriz fırsatçılığına imkân verilmemesidir. Kriz bahane edilerek sosyal dengeleri daha da bozan, çalışma ilişkilerini olumsuz bir noktaya getiren taleplerin uygulamaya konulması, krize çare olmaz, sosyal yaraları derinleştirir.
Bu nedenle çağdaş sosyal devletin toplumsal sorumluluğu unutulmamalı, ekonomik ve sosyal sorunlar bir bütün halinde, toplum kesimlerinin sosyal kazanımları dikkate alınarak ele alınmalıdır.
Sendikal hak ve özgürlüklerin önündeki engeller
Krizi fırsata çevirmek isteyen bazı kesimler için sendikal örgütlenme bir engel olarak görülebilir. Emekçilerin tarihsel kazanımları ve özellikle sendikal hak ve özgürlükler her kriz döneminde ekonomik gelişmenin önünde engel olarak görülmüştür. Ama sendikal örgütlenmenin önüne engeller getirilmesinin, toplu sözleşme imkanlarının daraltılmasının krize karşı hiçbir yarar sağlamadığı 1980 sonra 1994 ile 1999-2001 kriz dönemlerinde de açık biçimde görülmüştür.
Tam tersine sendikasızlık, toplumsal güven ortamını bozmuştur. Demokratik katılım mekanizmaları tıkanmasına neden olmuştur. Bu durumun siyasetin yozlaşması, toplumla bağının kopmasına yol açan sonuçları vardır. Diğer yandan çağdaş sosyal devlet ilkelerine aykırı bir üretim sürecinin genişlemesine de imkân vermiştir. Örneğin kayıtdışılık yaygınlaşmıştır. Kamunun vergi kaybı artmış, ekonominin verimlilik kapasitesi sınırlanmıştır.
2821 ve 2822 sayılı yasalar gecikmeksizin değiştirilmelidir
Bu olguların ışığında, tam da kriz döneminde sendikal hak ve özgürlükler ile örgütlenme önündeki engellerin kaldırılması, toplumsal kazanımların korunması, toplumun sefalet sınırına yuvarlanmaması ve sosyal tedbirlerin hayata geçirilmesi için çok büyük önem taşımaktadır.
Dolayısıyla, krize karşı alınacak sosyal ve ekonomik tedbirlerle sendikal hak ve özgürlüklerin bağı kopartılmamalıdır. 2821 ve 2822 sayılı yasalarda çağdaş demokratik normlara, uluslararası sözleşmelere ve örgütlenme ihtiyaçlarına uygun yasal değişiklikler gecikmeksizin yapılmalıdır.
DİSK ülkemizdeki sendikal hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması için TBMM gündeminde bekleyen yasa teklifinin bir an önce ILO Normları doğrultusunda yasalaşmasını talep etmektedir. AB-Türkiye ilişkilerinde Sosyal Politika ve İstihdama ilişkin başlıklarda müzakere sürecinin açılacak olması da sendikal hak ve özgürlükler önündeki engellerin kaldırılması için önemli bir imkân sunmaktadır.
1 Mayıs bayram tatili
Türkiye, toplam çalışanın 22 milyona, tarım dışında çalışan sayısının 13 milyona ulaştığı ama 1 Mayıs’ın bayram tatili olmadığı ender ülkelerden birisidir. Diğer yandan bazı kesintilere rağmen 32 yıldır kitlesel olarak kutlandığı bir ülke olduğu halde anlamsız, çağdışı yasaklar ve korkularla 1 Mayıs’ın kutlanması sürekli olarak engellenmeye çalışılmıştır.
İnsanların emek harcadığı, enerjisini tükettiği, büyük değerler yarattığı her yerde, 1 Mayıs’ın kitlesel olarak kutlanmasından daha doğal bir şey yoktur. Emek harcayan milyonlarca işçiye saygının bir gereği olarak ve 1 Mayıs’ın tarihsel içeriğine uygun biçimde işçi bayramı olarak yasalaşmalıdır.
1 Mayıs işçi bayramı olarak yasalaşmadığı gibi, kitlesel olarak kutlanması önünde de engeller devam etmektedir. Taksim alanı hala işçilerin 1 Mayıs buluşması için yasaktır.
Bütün bu yasaklar sona erdirilmelidir. 1 Mayıs bayram tatili olmalı, emeğini harcayan, yıllarını üretime veren milyonlarca emekçinin, istediği alanlarda özgürce buluşmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır.
1 Mayıs önündeki engellerin kaldırılması, 1 Mayıs 1977 katliamının ortaya çıkarılması için de yeni imkanların yaratılmasına katkı sağlayacaktır.
ÖZEL İSTİHDAM BÜROLARI SORUNU
Kriz döneminde öne çıkartılan Özel istihdam bürolarının yasal çerçevesini genişletmek esnek istihdama yönelmenin bir adımıdır. Bu girişim krizden, yararlanmayı amaçlamaktadır. Bu tür uygulamalar, çalışma hayatını daha fazla kuralsız hale getirerek, işçileri piyasa koşullarının insafına terk etmiş olacaktır. Kriz döneminde işçileri, kriz fırsatçılığı yapan işverenlerin insafsızlığından koruyacak yasal düzenlemelerin yapılmasından geçmektedir.
Kriz gibi olağan dışı dönemlerde yapılan bu tür düzenlemelerin ileride telafisi güç ekonomik ve sosyal sıkıntılar yaratacağı unutulmamalıdır. Yapılması gereken bu tür istihdam ilişkilerinin kriz bahanesiyle yasal normlara kavuşturulması yerine, iş güvencesini yaygınlaştıran ve devamlılık arzeden istihdam ilişkilerinin geliştirilmesidir.
Çağdaş sosyal devletin en önemli ilkelerinden birisi, işgücünün piyasa koşullarına bağımlı kılınması değil, tam tersine piyasanın olumsuzluklarının yasalarla, kurallar bütünü ile telafi edilmesidir. Yasal çerçeveye sahip olmamakla birlikte, özel istihdam bürolarına benzer, iş bulma ve işçi çalıştırma sistemi ülkemizde zaten mevcuttur.
Bu tür düzenlemelerin işsizliğe karşı çare olması mümkün değildir. Güvencesiz bütün istihdam ilişkileri, daha fazla insanın iş aramasına neden olmaktadır. Üstelik daha fazla insanın iş araması, işçinin-işçiyle rekabet etmesine neden olacak, ücretlerin düşmesine, çalışma saatlerinin artmasına kayıt dışılığın gelişmesine neden olacaktır. Bütün bunlardan bazı işletmelerin yarar sağlaması mümkün olabilir ama ekonominin bütünü zarar görecek, sosyal barış ciddi biçimde bozulacaktır.
DETAYLANDIRILAN ÜÇ KONU
Krize karşı iç tutarlılığa sahip, bütünlük taşıyan ekonomik ve sosyal programın zorunluluğu tartışma götürmez. Raporumuzun bu kısmında, Bu bütünsellik temelinde, üç konuyu detaylandırıyoruz. Detaylandırılan konular şunlardır:
-Kaynak aktarılması ve kaynak sorunu (Zor durumdaki işletmelere kaynak aktarılması)
-Çalışma saatlerinin düşürülmesi
-İşsizlik sigortası koşullarının iyileştirilmesi
1- KAYNAK AKTARILMASI VE KAYNAK SORUNU
Zor durumda olan kamu veya özel kuruluşlara kaynak aktarılmasının amacı üretim ve istihdamı korumaktır. Ancak bu tedbire ilişkin düzenlemeler, objektif esaslara bağlanmalıdır. Ayrıca uygulama kriz dönemiyle sınırlı olmalıdır.
Faaliyetleri objektif esaslara uymayan, kısa vadede uyması mümkün görünmeyen kuruluşlara kesinlikle kaynak aktarılmamalıdır. Objektif kriterlere uymayan, bur yaklaşım kaynakların heba edilmesine yol açacak, ayrıca işletmeler arasında haksız bir rekabet yaratmış olacaktır. Objektif esasların temel alınması kriz istismarcılığını önlemek için de gereklidir.
Objektif kriterler şu şekilde sıralanabilir:
-Kriz döneminde ilk tedbir olarak işçi çıkarmaya yönelmeyen işletmeler
-Kriz döneminde istihdamı korumak üzere ek tedbirler alan işletmeler
-Üretimi ve istihdamı artırmak üzere yatırım yaptığı halde, “işletme sermayesi” eksikliği nedeniyle, gerek üretimi sürdürmekte gerekse ürünlerin piyasaya intikalinde güçlük çeken işletmeler
-Üretimi ve istihdamı artırmak üzere yatırım yaptığı halde, talep düşüklüğü (satışların azalması) nedeniyle kredi borçlarını ödemekte güçlük çeken işletmeler
Diğer yandan işletmelerin sendikalı olması veya olmamasına bakılmaksızın, sendikalar tespit sürecinde yer almalıdır. DİSK kriz istismarcılığının engellenmesi için bu katılımı çok önemli bulmaktadır.
Üç düzenleme
Kaynak aktarımına ilişkin olarak üç çeşit düzenleme yapılabilir. Bu üç düzenlemeye ek başka uygulamalar gündeme gelebilir. Ama kriz sürecinde eldeki kaynak çeşitlerine baktığımızda en etkili sonuçların bu üç düzenleme çerçevesinde alınabileceği görülmektedir.
Bu iki düzenleme şunlardır:
1-2009 Bütçesinden yapılacak kaynak aktarımı
2-Sigorta prim indirimi ile sağlanacak destek
3-Girdi sübvansiyonu sağlanması
Bütçenin revize edilmesi zorunluluğu
2009 bütçesi krizin bütün işaretlerinin ortaya çıktığı (TBMM’ye 20 Ekim 2008’de sunuldu) bir dönemde hazırlandı. Bütçen kanun haline gelirken de krizin derinleşeceği de görülüyordu. (2009 Bütçesi 28 Aralık 2008’de TBMM’de kabul edilmiştir) Ama AKP hükümeti bütçeyi kendi programının bir aracı haline getirmekten çekinmemiş, gerçekçi hedefler koymamıştır. Dolayısıyla, daha üç ay geçmeden 2009 bütçesi işlevsiz hale gelmiştir.
2009 bütçesi Milli Gelirin (GSYİH) %4 büyüyeceğini varsaymıştır. Yılsonunda tüketici fiyatlarının %7,5 oranında artacağını öngörmüştür. Vergi gelirlerini de gerçekçi olmayan biçimde 267 katrilyon TL olarak hedeflemiştir. Krizi kavramaktan çok uzak bir biçimde sosyal harcamalara gereken tahsisatı ayırmamıştır. Liste uzatılabilir.
Ama daha şimdiden 2009 yılında ekonominin büyümeyeceği tam tersine küçüleceği kesinleşmiştir. 2008 yılı sonun GSMH’nın % 6,2 oranında küçülmesi ile başlayan eğilim, sanayi üretiminin düşmesi, kitlesel işsizlik, ihracatın daralması vb sonucu 2009’da devam edecektir. Tüketici fiyatları (12 aylık ortalamalara göre) 2009 ilk üç ayında %10’un altına düşmemiştir. Mart sonunda Vergi tahsilatında ciddi bir düşüş beklenmektedir. Zaten Mart ayında geçici olarak uygulamaya konulan dayanıklı tüketim malları ve otomobilde ÖTV (ve KDV indirimi) uygulaması dolaylı vergileri düşürmüştür. Mart ayı sonuçları açıklandığında büyük ihtimalle Bütçe tahakkuk hedefleri ile fiili tahsilat arasındaki makasın büyümüş olduğu görülecektir.
Bütün bunlar 2009 Bütçesinin, sosyal ihtiyaçlara uygun bir şekilde gerçekçi hedeflerle revize edilmesini zorunlu kılmıştır. Diğer yandan birçok işveren örgütü, sendikalar ve meslek örgütleri de Bütçenin revize edilmesini talep etmektedir.
2009 bütçesinden yapılacak kaynak aktarımı
Bütçede yer alan faiz ödemeleri kaleminden yapılacak %10’luk bir indirim ile 5,7 milyar TL’lik (cari kurla dolar 1,7 TL alındığında, 3,4 milyar dolar) serbest kalacaktır.
Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan IMF ile görüşmelere değinirken “Şu ana kadar 30 katrilyon TL’lik bir destek paketini açıklamış vaziyetteyiz” demiştir. Bu destek paketi nerede hazırlandı, ne kadarı uygulamaya konuldu? Resmi belgelerde bulamıyoruz. Ama bütçeden ayrılacak kaynak, bu paketin beşte biri kadardır. Dolayısıyla kolaylıkla karşılanabilir. Kriz koşullarında, daha ağır sonuçlar oluşmadan, yeni anlaşmalar yolu ile bu indirimin garanti altına alınması mümkündür. Faiz oranlarında indirim gündeme gelebilir ve borç vadesi daha ileri tarihe ötelenebilir.
Bütçenin kriz nedeniyle revize edilmesinin zorunlu hale gelmesi, sözkonusu bu kaynağın işletmeler için ayrılmasını kolaylaştıracaktır. Bu revizyon sırasında, bütçede hem sosyal önceliklere uygun şekilde gelir harcama dengesi kurulabilir. Hem de zor durumdaki işletmelere, faizlerden yapılacak %10 indirimle tahsisat ayrılabilir. Gerekirse bu oran artırılabilir.
Sigorta prim indirimi ile sağlanacak destek
Bu alandaki düzenleme ile işletmelere ek-kaynak girişi olmayacaktır. Kaynak çıkışı da olmayacaktır. Fakat, işletmenin elinde bulunan veya elde edeceği fonların bir kısmı işletme içinde kalacaktır. Bu uygulamaya, bir tür görünmeyen (fiktif) kaynak aktarımı denilebilir.
Bu alandaki düzenlemelerin amacı istihdamı koruyan işletmeler için sigorta primi indirimi sağlamaktır. Bu düzenlemenin, kayıt dışı istihdamı azaltmaya yönelik tedbirlerle birlikte uygulamaya konulmasında büyük yarar vardır. Aksi halde oluşabilecek prim kaybı, aktüerya dengelerini olumsuz hale getirebilir.
Düzenleme ile işçi başına düşen prim tutarı, sisteme kayıtdışı ekonominin küçülmesiyle ek-yeni girişler olacağından bu açığın kapatılması mümkün hale gelecektir.
Bu nedenle prim indirimine yönelik tedbirlerle, kayıtdışı istihdamın belli bir takvim içinde, kademeli olarak ortadan kaldırılmasına yönelik diğer tedbirlerin birlikte uygulamaya konulması büyük önem taşımaktadır.
Girdi sübvansiyonu ile sağlanacak destek
Sübvansiyonlarla üretim maliyetlerinin aşağıya çekilmesi yoluyla üretimin canlandırılması amaçlanmaktadır. Sübvanse edilecek girdilerin başında enerji gelmektedir. Bu konuda, enerji girdi (petrol ürünleri, doğalgaz, elektrik) fiyatları düşürülebilir veya belli bir dönemi sabit kılınabilir. Hanelerde kullanılan elektrik ve doğalgaz için de satınalma gücün artırmak amacıyla fiyatlarda indirime gidilmelidir. İndirim sağlamak üzere bu ürünlerin dolaylı vergileri de azaltılabilir.
Mal ve insan ulaştırma hizmetlerinde de dolaylı vergilerin düşürülmesi suretiyle, sübvansiyona gidilmelidir.
Sübvansiyon uygulaması da geçici bir dönemi kapsamalı, krizden çıkıldığında sona erdirilmelidir.
Girdi sübvansiyonu da prim indirimi gibi işletmeler doğrudan nakit-kaynak girişi sağlamayacaktır. Ama maliyetlerin aşağı çekilmesini sağlayarak, işletme sermayesinin güçlenmesine katkı yapacaktır. Böylece mevcut işletme sermayesini güçlendiren bir işlev görmüş olacaktır.
Kaynak aktarımına ilişkin özet tablo
|
|
Tanım |
İçerik |
Düzenleme çerçevesi |
Süre |
|
Bütçe |
Sosyal harcamalara ve zor durumdaki işletmelerE kaynak tahsisatı |
Faiz ödemelerine ayrılan kaynağın %10’nun zor durumdaki işletmelere “işletme sermayesi” olarak aktarılması.
2009 Bütçesine göre bu kaynak 5,7 milyar TL’ ( 3,4 milyar ABD Doları) |
Yeni Bütçe Kanunu |
Geçici bir dönem (Ortalama 1 yıl ) |
|
Sigorta Prim İndirimi |
İşletmelere sigorta primi indirimi sağlanması |
İstihdamı koruyan ve kayıtdışı faaliyete son veren işletmelerin desteklenmesi |
5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
ve 5502 sayılı SGK kanunu |
Sürekli |
|
Girdi indirimi |
İşletmeler ve haneler için bazı girdilerin fiyatında indirim sağlanması |
Petrol ürünleri, elektrik ve doğalgaz ve ulaşım fiyatlarında indirim yapılması |
Kanun ve Bakanlar Kurulu kararı |
Geçici bir dönem (ortalama 1 yıl) |
2- ÇALIŞMA SAATLERİNİN DÜŞÜRÜLMESİ
Çalışma saatlerinin indirilmesi iki bölümde ele alınabilir. Birincisi hâlihazırda istihdam edilen işçilerin haftalık yasal çalışma sürelerinin 45 saatten daha aşağıya çekilmesi ile elde edilecek ek-istihdam imkânıdır. İkincisi istihdamın %45’ine ulaşan kayıtdışı istihdamın sınırlanması ile kuralsız yasa-dışı uzun çalışma saatlerinin düşürülmesi sonucu sağlanacak yeni istihdam olanağıdır. Bütün bu geçiş dönemi için sendikaların sürece katılmaları büyük önem taşımaktadır. gerekmektedir.
Fakat çalışma saatlerinin düşürülmesi ile ücretlerin düşmemesi ve diğer sosyal haklardan feragat edilmemesi de gerekir. Çünkü ücretler zaten düşük bir seviyede bulunmaktadır. Sosyal kazanımlar da çok sınırlıdır.
Ayrıca bu uygulamanın esnek-istihdama geçiş bahanesi olarak kullanılmaması da gerekir.
Halen kayıt içinde istihdam edilen ücretli ve yevmiyelilerin çalışma saatlerinde haftada 1 saatlik indirim 126 bin kişiye ek yeni istihdam imkânı yaratılması anlamına gelmektedir. Haftada 6 saat yani günde 1 saatlik indirim ise 1 milyon 100 bin kişi kadar bir istihdama ihtiyaç duyulması demektir.
Hesap, kayıtdışında istihdam edilen ücretli ve yevmiyeliler üzerinden yapılırsa Bu işçilerin haftada 72 saat (günde 12 saat) çalıştıklarını varsayabiliriz. Haftada 45 saatlik yasal çalışma saatine geçildiğinde üretimi koruma için aynı çalışma saatini elde etmek üzere ek 2 milyon 50 bin işçiye ihtiyaç olacaktır.
Çalışma saatlerinin düşürülmesi Türkiye çağdaş sosyal devlet normlarına doğru yol alacaktır.Çünkü en başta, toplam istihdamın %45’ine ulaşmış olan kayıtdışı istihdam ve toplam işverenlerin %30’una ulaşan kayıtdışı-işverenlik sorunu çözüm yoluna girmiş olacaktır.
Diğer yandan sabit sermaye yatırımları yerine, düşük ücretli emeğin (göçmen işçiler dahil) aşırı çalıştırılmasına son verilecek, ekonominin toplam verimlilik kapasitesinin gerilemesinin çok önemli bir maddi zemini ortadan kalkmış olacaktır. Ayrıca kayıtdışı ekonominin gerilemesi ile gerek prim gerekse vergi gelirlerinde çok önemli artışlar sağlanacaktır.
3- İŞSİZLİK SİGORTASI KOŞULLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ
İşsiz kitlenin yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik tedbirler, istihdamın artırılması politikası ile birlikte ele alınmalıdır. Temel hedef istihdamın korunması ve geliştirilmesidir. Bu tedbirler, işsiz kalanların, yeni bir işe kavuşuncaya kadar geçen işsizlik süresi boyunca, yoksulluk hatta açlık noktasına varmaması için zorunludur.
Gerçek işsiz sayısının Aralık 2008’de yaklaşık 6 milyon kişiye ulaşması karşısında bu tedbirlerin çok kapsamlı olması gerekli hale gelmiştir. Bu arada, işsizlik sigortasının sağladığı imkânların yetersiz kalmış olduğu işsizliğin kitleselleşmesi ile anlaşılmıştır. İşsizlik sigortası gerek yararlanma koşullarının ağırlığı, gerekse yapılan ödemelerin yetersizliği nedeniyle koruyucu bir işleve sahip değildir. Yararlanan sayısı dikkate alındığında işsizlik sigorta fonunun sosyal işlevinden bahsetmek de mümkün değildir.
İşsizlik ödeneği için başvuran sayısı artmaktadır ama başvuru sayısı, gerçek işsiz sayısı ile mukayese edildiğinde, fonun işlevsiz olduğu anlaşılmaktadır. Eylül 2008-Mart 2009 döneminde işsizlik ödeneği için başvuranların toplam sayısı 324 bin kişiye ulaşmıştır. Bir önceki yılın aynı döneminde başvuran sayısı ise 161 bin kişi idi.
İşsizlik Sigortasının uygulamaya başladığı Mart 2002 tarihinden Şubat 2009 tarihine kadar sisteme 1.604.285 kişi başvuruda bulunmuş, 1.411.497 kişi işsizlik ödeneği almaya hak kazanmıştır. İşsizlik sigortası koşullarını iyileştirmek için şu düzenlemeler yapılmalıdır:
- İşsizlik sigortasından yararlanmak için prim sayısı 1 yıla düşürülmelidir.
- Sigorta aylık ödeme miktarı işten çıkarılmadan önce işçinin aldığı ücretin en az %80’i olmalı, bu oran, diğer altı aylık dilimler için kademeli olarak indirilmelidir.
- Geliri 800 TL’nin altında olanlara, 800 TL’yi tamamlamak üzere 1 yıl süreyle “temel ihtiyaç ödemesi adı altında” ek-ödeme yapılmalıdır. Ek-ödemelerin temel tüketim, barınma gibi temel ihtiyaçlara harcanması zorunlu olmalıdır. Bütçenin revize edilmesiyle bu ek-ödeme bütçeden karşılanabilir.
- Ayrıca, krizden etkilenen ve hiç geliri olmayanlara temel ihtiyaçlarını karşılamak şartıyla 300 TL’lik sosyal-ödeme yapılmalıdır. Bu ödemenin, keyfi olarak yapılmaması, sadaka biçiminde sunulmaması gerekir. Ödemenin, belli kural ve normlara uygun olarak yapılması, kesinlikle kayıt altına alınması, soysal devletin yurttaş sorumluluğun bir gereğidir.
- Bir diğer tedbir sosyal korumayı genişletmek üzere, işsizlerin genel sağlık sigortasından yararlanma imkânlarının genişletilmesi ve yararlanma sürelerinin uzatılmasıdır. Aile bütçesine katkı için, eğitim katkısı adı altında destek verilmesi, toplu taşıma ulaşım hizmetlerinde indirim sağlanması gibi tedbirler de uygulamaya konulmalıdır.
Fonun işletmelere işletme sermayesi veya teşvik kaynağı biçiminde aktarılmasına yönelik düzenlemelerden vazgeçilmelidir.