e-Mail Grubu

Banner 2

Başlık ÇELEBİ'DEN BAŞBAKAN'A: 5510 Sayılı Yasa halk için büyük bir kayıp, sermaye için ise kazançtır!

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Meclis gündemine gelen 5510 Sayılı SSGSS Yasa Tasarısı’na ve Sayın Başbakan’ın AKP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmaya ilişkin yaptığı açıklama:

 

5510 Sayılı Yasa halk için büyük bir kayıp, sermaye için ise kazançtır!

 

Başbakan’ın AKP grup toplantısında yaptığı konuşma, hangi açıdan ele alırsanız alın, tam bir ibret belgesidir, bir talihsizliktir.

 

Öncelikle Başbakan, sosyal muhataplarını siyasi hasım gibi algılamakta ve üslubunu buna göre düzenlemektedir. Oysa bizler rakip değil, hükümetin oluşturduğu siyasetten, ekonomik politikalardan etkilenen ve mağdur olan kesimlerin temsilcileriyiz.

 

Bu açıdan Başbakan, siyaseti toplum için mi, topluma karşı mı yaptığına karar vermelidir.

 

Konuşmasının içeriğinden ve üslubundan anlaşıldığı kadarıyla, hükümetin eline ekonomik programı tutuşturan IMF ve Dünya Bankası gibi finans kuruluşlarının tamamen yanında fakat toplumumuzu oluşturan kesimlere karşı bir siyaset yürütmektedir Başbakan.

 

Dürüst davranmadığımız ve yalan söylediğimiz yolundaki gergin ve ölçüsüz sözleri eğer “köşeye sıkışmanın” verdiği psikolojik bir tepki değilse nasıl yorumlanacaktır?

 

SSGSS Yasa Tasarısı yazılı ve somut olarak, kazanılmış hakları ortadan kaldıran maddeleriyle apaçık ortada duruyorken, bizleri yalancılıkla ve dürüst olmamakla itham edebiliyorsa bir başbakan, ya yasanın tek satırını dahi okumamış ya da ortada bizim bilmediğimiz, görmediğimiz, duymadığımız başka bir yasa vardır.

 

Sayın Başbakan yasaya ilişkin görüş ve önerilerimizi bildirmediğimizi söylemektedir. Oysa gerek DİSK, gerek diğer emek ve meslek örgütleri olarak görüşlerimiz defalarca Çalışma Bakanlığı’na iletilmiştir. Ayrıca görüşlerimiz, DİSK olarak katılmadığımız ESK toplantısında da Başbakan’a iletilmek üzere ilgili kişilere verilmiştir. Basın yoluyla, bildiri ve broşürlerimizle, hazırladığımız kitapçıklarla görüşlerimizi kendileriyle paylaştığımız gibi toplumla da paylaştık. 2.892 sandıkta yaptığımız referanduma 2 milyon 240 bin insan katıldı ve bu oylamada %99.4 yasaya hayır çıktı. Deli Dumrul vergisini hatırlatan Genel Sağlık Sigortası Vergisi’ni sağır sultanlar bile duymuştur.

 

Eğer ortada bu yasa üzerinden bir rant varsa, toplumu bütünüyle karşısına alanların rantıdır bu, toplumun geleceğini düşünenlerin değil!

 

SSGSS TASARISI’NA İLİŞKİN İTİRAZLARIMIZ VE GERÇEKLER

Defalarca söyledik ve yine söylüyoruz: AKP Hükümeti, sosyal güvenlik alanında Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda tüm çalışanlar için ortak norm ve standart sağlayacak bir düzenleme yapması gerekirken; Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen 5510 Sayılı Yasa'dan da geri bir yasa taslağı ortaya çıkarmıştır.

 

·          Hükümet, bir yandan sosyal güvenlik açıklarının büyüdüğünü söylerken bir yandan da sağlık alanındaki uygulamalarıyla, özel hastanelere, ilaç tekellerine aktardığı payı artırmayı hedeflemektedir.

 

·          Türkiye, OECD ülkeleri arasında devletin sosyal güvenlik sistemine prim katkısı olmayan tek ülkedir.

 

·          Avrupa Birliği ülkeleri sosyal güvenlik ve sağlık için bütçelerinin yarısını harcarken, Türkiye'de bu oran bütçenin beşte birine ulaşmıyor.

 

·          Bütçenin yüzde 26'sı, nüfusun yüzde 10'una faiz ödemeleri olarak aktarılırken, nüfusun yüzde 90'ı için yapılan sosyal güvenlik harcamaları yüzde 15'i bile bulmuyor.

 

Bütün bunlar ortadayken, Sayın Başbakan demagojik bir üslupla, kazanılmış hiçbir hak kaybı olmadığını söylemektedir. Ama ortadaki yasa taslağı kendisini alenen yalanlamaktadır. Başbakan ise tam bir hezeyan içinde, sadece işine gelen maddeleri sıralamaktadır. İktidar sözcüleri “kazanılmış hak”tan, mevcut çalışanların haklarının budanmadığını kastetmektedirler. Bu doğru olmadığı gibi, gelecek kuşakların haklarının gaspedilmesi de bizim ve dolayısıyla toplumumuzun sorunudur. Buna sessiz kalmamız düşünülemez. Nasıl ki 8 saatlik işgünü veya ücretli izinler bizden önceki kuşaklardan bize bir hak mirası olarak kalmışsa, bizden sonraki kuşaklara da mevcut haklarımızı miras olarak bırakmak bizlerin taviz vermeyeceği bir görevdir.

 

AKP Hükümeti'nin hazırladığı bu tasarı yasalaşırsa sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda şu kayıplar oluşacaktır:

 

• Kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar hem de erkekler için yeniden yükseltilip 65'e çıkarılacak, emeklilik hayal olacaktır! Bu kayıp değilse nedir?

• Emekliliğe hak kazanmak için halen 7.000 gün prim ödemek gerekirken yasa çıktıktan sonra 9.000 gün prim ödemek gerekecektir. Buna göre turizm, inşaat, tarım vb. Sezonluk sektörlerde yılda 120 gün çalışanların tam aylığı hak etmesi için 75 yıl, kısmi aylığı hak etmeleri için 45 yıl; yılda 90 gün çalışanların tam aylığı hak etmesi için 100 yıl, kısmi aylığı hak etmeleri için 60 yıl çalışmaları gerekmektedir. Bu kayıp değil midir?

• Emekli aylıkları yüzde 23 ile yüzde 33 arasında düşürülecektir. Başbakan bunu da bir kayıp olarak görmemektedir!

Bütün sağlık hizmetleri paralı olacaktır. Vatandaşı müşteri olarak gören piyasacı anlayışa göre bu da bir kayıp değildir!

 

Başbakan’ın “kazanç” olarak gördüğü diğer maddeler de şöyledir:

 

• Basın emekçilerini de kapsayan bir grup emekçi için kazanılmış hak niteliğindeki fiili hizmet süresi zammı kaldırılacaktır. Havayolları uçucu personeline, lokomotif makinistlerine, infaz koruma memurlarına, posta dağıtıcılarına, deniz üstünde çalışan gemi çalışanlarına yıpranma payı verilmeyecektir.

• Yeniden çalışmaya başlayan emeklilerin, emekli aylıkları kesilecektir.

• Aylık geliri 145 YTL’den fazla olan herkesten Genel Sağlık Sigortası Primi olarak sağlık vergisi alınacaktır!

• Hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince “katılım payı” adı altında para ödenecektir.

• Emzirme yardımı altı ay süreyle iki asgari ücret tutarı yerine, bir defada asgari ücretin üçte biri kadar ödenecektir.

• Hastalanan, doğum yapan, kaza geçiren sigortalılara verilen geçici iş göremezlik ödeneği yatarak tedavide azalacaktır.

• Cenaze yardımı üçte bir oranında azaltılacaktır.

• Ölüm aylığı bağlanması için 900 gün yerine, 1800 gün prim ödenmiş olması gerekecektir.

 

5510 Sayılı Yasa ve şimdi de bu değişiklik tasarısı ile yapılmak istenen şey, görüldüğü gibi, sosyal güvenlik sistemini iyileştirecek bir reform değil, sosyal devletin var olanını da ortadan kaldıracak bir yeniden yapılanmadır.

 

HALK İÇİN KAYIP, SERMAYE İÇİN KAZANÇ!

Aslında Başbakan’ın bu maddeleri kayıp değil de bir kazanç olarak görmesi, temsil ettiği, politikalar ürettiği kesimler için geçerlidir. Başbakan bu açıdan doğru söylemektedir: bu yasa sermaye için büyük bir kazançtır!

 

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası çalışanların ikiz kuleleridir.

Gündemdeki bu yasa tasarısıyla bunlar yıkılırsa, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır!

 

Son olarak şunu da ifade etmelyiz ki; Sayın Başbakan “Serbest bıraksak bakalım sendikalara kaç kişi üye olacak” diyerek, anayasal bir hak olan sendikaya üye olmanın  aslında serbest olmadığını itiraf etmektedir. Serbest olmadığını biz zaten yıllardır söylüyoruz.

 

Yüksek oranda işsizliğin, açlığın kol gezdiği ülkemizde, sendikaya üye olanların işten atıldığı, sürgün edildiği, kara listelere alınarak işsizliğe mahkum edildiği ülkemizde elbette sendika kültürü gelişemez.

 

Başbakan’dan sendikal haklar konusunda lütuf beklemiyoruz, altına imza attığı uluslararası sözleşmelere uymaya, sadık kalmaya yemin ettiği anayasa hükümlerini uygulamaya  davet ediyoruz.

 

BUGÜN KARŞI ÇIKMAZSAK YARIN ÇOK GEÇ OLACAK!

Tüm bu nedenlerle, TBMM'ye sunulan yasa tasarısının geri çekilmesini, geniş katılımlı bir tartışma ortamında çalışılarak taleplerimiz doğrultusunda yeniden düzenlenmesini istiyoruz.

 

Sosyal Güven(siz)lik ve Genel Sağlık(sızlık) Sigortası kanun tasarılarının bizlere rağmen IMF’nin istediği biçimde geçirilmesine izin vermeyeceğiz!

 

Biz biliyoruz ki; yoksulluk da, yoksunluk da, sağlıksızlık da, sosyal güvensizlik de kader değildir. Kendimiz için, çocuklarımız için, kardeşlerimiz için sağlık ve sosyal güvenlik hakkımıza sahip çıkacağız.

 

BURADAN, SİYASİ PARTİLERE, MESLEK VE KİTLE ÖRGÜTLERİNE, İŞÇİLERE, KAMU ÇALIŞANLARINA, ESNAFA, ÇİFTÇİYE, EMEKLİYE, KADINLARA; GENCİ VE YAŞLISIYLA BU ÜLKENİN ONURLU İNSANLARINA SESLENİYORUZ:

 

GELİN HEP BİRLİKTE, ÜLKEMİZİN VE ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ KARARTACAK BU GAYRİ VİCDANİ SALDIRIYI DURDURALIM!

 

“Ben ne yapabilirim ki” deme!

 

·          13 Mart’ta yapılacak protesto eylemlerine SEN DE KATIL!

 

·          14 Mart 2008 Cuma günü saat 10.00-12.00 arasında bütün yurt çapında yapılacak iki saatlik iş bırakma eylemine aktif olarak katıl!

TEKEL İŞÇİLERİYLE DAYANIŞMAK İÇİN 4 ŞUBAT'TA ÜRETİMDEN GELEN GÜCÜMÜZÜ KULLANIYORUZ!
DİSK Yönetim kurulu çağrısıyla, 3 ŞUBAT 2010 Çarşamba günü DÖKK (DİSK Örgütlenme Koordinasyon Kurulu) ve İstanbul’da bulunan DİSK üyesi sendikalar şube başkanları toplantısı DİSK Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi. Toplantı sonucunda İstanbul’da yapılacak olan 4 Şubat 2010 Perşembe günü “TEKEL işçileriyle dayanışma için üretimden gelen gücün kullanılması” konusunda alınan kararlar aşağıya çıkarılmıştır. 1) 6 sendikal konfederasyonun almış olduğu üretimden gelen gücün kullanılması kararı ülke çapında kitlesel biçimde hayata geçirilecektir. Diğer konfederasyonlarla eşgüdüm sağlanmasına özen gösterilecektir...

24 Ocak karabasanı işsizlik ve yoksullukla sürüyor!..
Bugün, uygulanması için 12 Eylül gibi bir askeri dikta rejimine ihtiyaç duyulan ve Türkiye ekonomisi açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirilen, IMF'nin ve yerli tekellerin dayatmaları doğrultusunda alınan 24 Ocak kararlarının 30. yıldönümü. Türkiye ekonomisinin kaderini, çokuluslu şirketlerin biçimlendirdiği, uluslararası ekonomik sisteme tam olarak entegre etmeyi amaçlayan, sadece ekonomik sistemi değil, bir bütün olarak toplumsal yaşamı dönüştürmeyi ve paranın koşulsuz egemenliğini hedefleyen bu düzenlemelerin hayata geçirilmesinden 30 yıl sonra ne yazık ki önemli bir mesafe kat edildiğini görmekteyiz...

GAZİANTEP ÇEMEN TEKSTİL’DE NELER OLUYOR?
DİSK Genel Başkan Yardımcısı İsmail Yurtseven’in, Gaziantep’te kurulu Çemen Tekstil işvereninin yasadışı uygulamalarına ilişkin açıklaması...

DİSK 2009 DEĞERLENDİRMESİ VE 2010 MÜCADELE HEDEFLERİ...
2009 yılında Türkiye’de ekonomik, sosyal ve politik bakımdan sorunlar birikmiş, farklı ve değişik süreçlerin etkisi altında bir “kaos” dönemi hâkim hale gelmiştir. Cumhuriyet tarihinin ve elbette kapitalizmin en derin ekonomik krizlerinden biri yaşanmış, yıllardır biriken sorunlara krizin çok ağır ekonomik ve sosyal sonuçları eklenmiş, bütün bu sorunlar çözüm yoluna girmeden 2010 yılına aktarılmıştır. Demokrasi ve özgürlüklere en fazla ihtiyacı olan toplumsal kesimler baskı altında tutulup, hukuksuz uygulamalar yaygınlaşmışken, 12 Eylül Anayasası’nın virgülüne dokunmayanlar, “demokratikleşme” adı altında Türkiye’yi kendi politik ihtiyaçları doğrultusunda değiştirme ve dönüştürmeye koyulmuşlardır…

ASGARİ ÜCRET ARTIŞI YENİ YILDA, ÇALIŞAN YENİ YOKSULLAR YARATACAKTIR!
2010 asgari ücreti toplumun beklenti ve ihtiyaçlarını dikkate alınmayarak, belirlenmiştir. 2010 yılı için artış oranı brüt asgari ücret için yüzde 5,2 net asgari ücret için yüzde 5,7’dir. Günlük artış miktarı 1 TL’dir. Aylık artış miktarı ise 31 TL’dir. Böylece asgari ücrete, günlük 1,3 simitlik zam yapılmıştır. Fakat 2009 yılında temel gıda ürünlerinin fiyatlarının ve konut harcamalarının ortalama yüzde 11 oranında artması nedeniyle asgari ücretli 2 simitlik bir kayba uğramıştı. Yeni zam asgari ücretlinin elinden alınan 2 simitten birini yerine koymuştur. Günlük 1 TL’lik sembolik asgari ücret artışı, çalışanların yoksulluğa terk edilmesidir…

HAKLARINI ALINCAYA KADAR, TEKEL İŞÇİLERİNİN YANINDAYIZ!
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün, 12 bin TEKEL işçisinin yapacakları eyleme ilişkin açıklaması...

HAK GASPINDA YENİ BİR ADIM: KEY KESİNTİLERİ BİR KEZ DAHA ÖTELENDİ!
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün KEY kesintilerine ilişkin açıklaması...

DİSK BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ: SESSİZ VE SEYİRCİ KALMAYACAĞIZ!
Başkanlar Kurulumuz Türkiye’nin ekonomik kriz, işsizlik, demokratik özgürlükler ve Kürt sorununun çözümüne yönelik sorunların yol açtığı, koşullar altında toplanmıştır. Hükümet bu sorunları sadece sermayenin talepleri doğrultusunda aşmak istemekte, başta işçi konfederasyonları olmak üzere diğer sosyal tarafların bu konudaki görüş ve önerilerini dikkate bile almamaktadır. Bu nedenle Hükümetin izlediği politikalar geleceğe umutla bakmamızı engellemektedir…. Türkiye, işsizlik, yoksulluk, eşitlik ve özgürlük gibi gerçek ihtiyacı ve gerçek gündeminden uzaklaştıkça, AKP baskıcı ve otoriter yeni bir iktidar biçimini uygulamaya çalışmaktadır…

AKP İKTİDARININ BEDELİ İŞSİZLİK VE YOKSULLUKTUR!
2009 Ağustos ayı verilerine göre Türkiye genelinde resmi işsizlik 13.4 gerçek işsizlik %19.6 olmuştur. Bu süre içinde, işsiz sayısına 950 bin kişi eklenmiş resmi işsiz sayısı 3 milyon 324 bine, gerçek işsiz sayısı ise 5 milyon 528 bine yükselmiştir. Sanayi üretiminin gerilemesi ve tarım üretimindeki duraklama yıl sonuna kadar işsizliğin artacağına muhtemelen 1 milyon 100 bini aşacağına işaret etmektedir. Krizin derinleştiği Kasım 2009’dan bugüne toplam gerçek işsiz sayısı 5 milyonun altına ve aynı dönemde yeni işsiz sayısı 860 binin altına inmemiştir. Nisan 2009’da 1 milyon 390 bine yükselen yeni işsiz sayısı, Ağustos 2009’da 950 olmuştur. Mevsimlik etkilerden arındırılmış hesaplarımıza göre kriz dönemini oluşturan, Eylül 2008- Ağustos 2009 döneminde işsiz kalan sayısı 1 milyon 40 bin kişidir. Türkiye’de ortalama hane sayısının 4 kişi olduğu dikkate alınırsa, işsizliğin Türkiye nüfusunun 4 milyon 160 bin kişisini çok olumsuz biçimde etkilemiş demektir...

EYLÜL 2009'DA SANAYİ ÜRETİMİ %8,6 AZALDI...
AKP hükümeti krize karşı kapsamlı bir programı uygulamaya koymakta ayak diremektedir. Çalışanlar ve sanayi işletmeleri, piyasanın insafına terk edilmiştir. Hükümetin kriz tanımı sanayi sektörlerini ve çalışanları içermemektedir. Hükümetin kriz algısı, mali sistem, bankalar, borsa ve diğer para hareketleriyle sınırlıdır. Fakat reel sektördeki bu gerilemenin devam etmesi başta mali ve banka sektörü olmak üzere bütün sektörlerin sağlam biçimde ayakta kalmasına imkân vermeyecektir. Sanayi sektöründeki gerileme işçi çıkarma, ücretleri düşürme ve esnek istihdam modellerinin hayata geçirilmesi için bahane olarak kullanılmaktadır. Toplumun büyük çoğunluğunu kontrolsüz piyasa koşullarını, benimsemeye zorlamaktadırlar. İstihdamı koruyan ve geliştiren, yatırımları artıran, sosyal ve ekonomik tedbirler biran önce hayata geçirilmelidir...

HÜKÜMET İŞÇİLERİ VE İŞSİZLERİ TEĞET GEÇİYOR
Hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program; güvencesiz çalışmanın yaygınlaşmasını, sağlık hizmetlerinin azaltılmasını ve halkın birikimlerinin özelleştirilmesini içeriyor.

DİSK’in “Özel İstihdam Büroları’nın Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi” Hakkında Kanun değişikliğine ilişkin görüşleri
DİSK’in “Özel İstihdam Büroları’nın Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi” Hakkında Kanun değişikliğine ilişkin görüşlerini DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e sundu...

DİSK GENİŞLETİLMİŞ BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ
Siyasal iktidarı ve işveren örgütlerini uyarıyoruz; işten atılmalar ve işsizlik ile boğuşurken, kıdem tazminatlarının kaldırılmasını aklınızdan bile geçirmeyin!..

TÜRKİYE’DE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün Bursa’da “23. İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası” açılış toplantısında yaptığı konuşma...

KRİZE KARŞI SOSYAL BİR PROGRAMIN GÜNCELLİĞİ
9 Nisan 2009 tarihinde “Küresel Ekonomik Gelişmeler Karşısında Çalışma Hayatının Değerlendirilmesi” gündemi ile toplanan Üçlü Danışma Kurulu’na sunulan “Krize Karşı Sosyal Bir Programın Güncelliği” konusunda Konfederasyonumuz tarafından hazırlanan rapor ekte sunulmaktadır.

KRİZ PSİKOLOJİK DEĞİL, OLDUKÇA EKONOMİK VE GERÇEK!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Başbakan’ın krizle ilgili olarak “Türkiye’deki olay psikolojiktir” demesine karşı açılması:... Elimizde krizin tam ortasında olduğunu gösteren birçok rakam zaten var ama garip bir tesadüftür ki; Başbakan’ın bu beyanatı yaptığı gün, TÜİK “İmalat Sanayinde Çalışanlar Endeksi III. Dönem Sonuçları”nı açıkladı. Buna göre, 2008’in üçüncü çeyreğinde imalat sanayinde çalışanların sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2.4 azalmıştır...

Kriz inişe geçmedi. Fırtınanın tam da ortasındayız!
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün ekonomik gelişmelere ilişkin yaptığı açıklama... Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kısa bir süre önce yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasında, “krizin artık inişe geçtiğini” ve “bu krizin Türkiye üzerindeki etkisinin sınırlı olacağını” iddia etti. Nasıl ki Sayın Başbakan’ın krizin Türkiye’yi “teğet geçeceği” tahmini tutmadı ise, inişe geçtiği ve etkisinin sınırlı olacağı öngörüsünü de şüpheyle karşılamak gerekiyor....

“İŞÇİ SINIFI SÜREKLİ EKONOMİK KRİZ İÇİNDE!”
DİSK Yönetim Kurulu'nun ekonomik kriz ile ilgili basın açıklaması: ...2002’de iktidara gelen AKP’nin, ‘ekonominin ve piyasanın gereği’ iddiası ile ‘reform’ dediği düzenlemelerle, reel ücretler düşmüş, çalışma saatleri uzamış, kısaca ‘sömürü’ yoğunlaşmıştır. Bu ülkede, resmi rakamlara göre 2 milyon, gerçekte ise 4 milyon işsiz vardır. İşte asıl ‘kriz’ budur. Ve bundan sonra yaşanacaklar işçi sınıfının ve emekçilerin yıllardır yaşadığı krizin daha da derinleşmesine neden olacaktır... IMF ile yapılacak yeni bir anlaşma işçi sınıfının, emeği ile geçinenlerin çıkarına olmayacaktır. Hükümet çalışanları krize karşı koruyacak her türlü düzenlemeyi, çok geç olmadan derhal yapmalı, gerekli tedbirleri almalıdır...

ETKİNLİK TAKVİMİ
Şubat 2010
Pt
Sa
Ça
Pe
Cu
Ct
Pz
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
 
P: EBAY
ETUC sitesine ulaşmak için tıklayınız... ITUC sitesine ulaşmak için tıklayınız...